Editörler

Gökhan Bulut
Suderin Murat
Uğur Okçu
Gülçin Tellioğlu
Leyla Yücel

Yayın Kurulu

Yağmur Dolkun
Bülent Irkkan
Elif İnan
Doğanay Sevindik






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
Derin'den: Sınıfta Kaldık Suderin Murat
İlgili kurum ve kuruluşların yayınladığı belgeler, araştırma verileri ve medya'da yer alan haberlere dayanarak yapılan insan hakları araştırma raporları 2011 de yine aynı sonuca vardı!


"SINIFTA KALDIK"

Tüm raporlarda görünen o ki; İnsan, özellikle kadın ve çocuk hakları yıllardır süregeldiği gibi yine sınıfta kaldı! Etnik ve dini çeşitlilik, pek çok alanda istismara en uygun malzeme oldu! Hayvan hakları dikkate bile alınmıyor! Farklı cinsel tercihler "şiddeti hak ettiği  düşüncesiyle" hayvan haklarından bile aşağıda! Doğa mı? Tam da bir talan hortumunun merkezinde!

Gerçekte, yasaların da engellemede yetersiz olması dolayısı ile şiddetin her türü artık nerdeyse olağan karşılanmaya başlandı. Güçlü, zayıf'a her alanda şiddet uygularken, mağdurdan yana değil, zalimden yana olmak tercih edilir oldu.

Psikolojik, fiziksel ve ekonomik şiddet öyle bir çığırından çıktı ki, bu gidişle bir gün her birimizin güvenli sandığımız alanlar altında kalabileceğimiz bir göktaşına dönüştü.  Şaşırtıcı olan; Pek çoğumuzun durumdan rahatsız olduğunu dile getirmesi ama uygulamada tam tersini yapmasıdır. Zalim her zaman kendisini doğru ve haklı görüp, kendince geçerli bir sebep bulurken, bu sebepler araştırmadan, soruşturmadan, empati kurmadan hemen diğerlerince kabul görüyor. Oysa zulmün hiç bir geçerli sebebi yoktur!!!

İşgal edilen ülkeler, yargılanmadan aylarca tutuklu kalanlar, göz göre eşi tarafından öldürülenler, minicik yaşlarda bile tecavüze uğrayanlar, çocuk yaşta evlilikler, çaresiz hayvanlar, gönüllüler,  "öteki"; din, cinsel tercih, cins, etnik köken'e sahip olanlar, emeği sömürülenler, ekmeği ile oynananlar, muhtaç hale getirilenler, doğa'ya uygulanan katliam...




Bu sayıda pek çok kez üstünde durduğum ve konu ile ilgili çeşitli çalışmalar yaptığım "aile içi şiddetin kadın mağduru" üzerinde duracağım. Neden mi? Çünkü kadına uygulanan her tür şiddet, azalacağına hızla artış göstermeye başladı! Medyada bu tür haberler ne kadar kanıksanmaya başladı. İzliyor, acıyor, geçiyoruz. Bir gün bizim başımıza geliyor, izliyorlar, acıyorlar ve unutuyorlar...

Ailede başlayan şiddet, toplum sağlığı sorunu haline geliyor. Şiddet mağdurlarının bir kısmı, eğer hayatta kalmışlarsa, ilk fırsatta bir başkasına şiddet uyguluyor. Kadın, fiziki, psikolojik ve ekonomik şiddete öncelikle aile içinde maruz kalıyor. Daha çok erkekten ve/veya bazen de aile içindeki kadın aile üyelerinden, şiddet görebiliyor.

Eğitim eksikliği olan ülkelerde, ekonomik şiddetle birlikte fiziki şiddet daha yaygın görülüyor. Para ve ekonomik kaynaklar kadın üzerinde tehdit unsuru olarak kullanılıyor, kadın bir gelir elde ediyorsa elinden alınıyor, değilse çok az para bırakarak yapılması imkansız şeyler isteniyor, istemediği işlerde çalıştırılıyor veya hiç çalıştırılmıyor. Gittikçe daralan yaşam sınırları içinde kadının bilinçsizce de olsa itiraz etme eylemi karşısında, şiddetle susturma yoluna gidiliyor.

Eğitimli kadın da her türlü ilkel şiddet gösterileri ile karşılaşmakla birlikte, hele ki sosyal bir statüsü ve iyi bir kazancı varsa, bir de üstüne, kendini yetersiz hissetmesi sağlamak amaçlı psikolojik şiddetle de yüz yüze geliyor. Aile dışında ise akademik kariyeri veya iş çevresinde çeşitli taciz ve şiddetlere maruz kalıyor. Bu durum, çok gelişmiş gördüğümüz, insan haklarına saygılı olduklarını her fırsatta dile getiren ülkelerde de sıkça yaşanıyor.



Yasalar, geleneklerin baskısı ile gereğince uygulanamıyor, eksik kalıyor ve koruma imkansızlaşıyor. Birazcık haklarını bilip gerekli organlara başvuranlar, öncelikle "aile de kol kırılır yen içinde kalır", "kocandır, döver de sever de", "karı koca arasına girilmez" zihniyetiyle, gereken özenle korunamıyor ve belki bir süre sonra katili olacak eşinin (yakınının) yanına başı önde gönderiliyor.

Yasaların suçluya eşit ceza uygulaması, hafifletici sebeplerin kaldırılması, hiç bir sebebin cinayeti haklı göstermemesi ve özellikle şiddete karşı cezaların ağırlaştırılması ile öncelikle fiil gerçekleşmeden engel olunabilmesi, zor gibi görünse de uygulanması imkansız değil. AB nin (her ne kadar zaman zaman , ele verir talkını kendi yutar salkımı olsa da) ülkemizden istediği en önemli maddelerden biri "insan hakları" çerçevesinde şiddete karşı yapılması gereken çalışmalar ve uygulamalardır.

Medya'ya yansımayan pek çok olay dışında duyup görebildiklerimiz içinde son 7-8 yılda %1400 artış yaşanan kadın cinayetlerinin istatistiği ironik bir biçimde Adalet Bakanlığı verilerinde yer almaktadır.

Toplumumuzda pek çok erkeğin "şüpheli" gördüğü kadın sığınma evleri ise en son AB verilerinde Türkiye de sadece 53 adete ulaşmış durumda!!

Çocukken şiddete maruz kalma, tanık olma durumundaki şimdinin yetişkin bireylerinin, pek çok araştırmada okuyacağınız gibi öncelikle kendi eş ve çocuklarına olmak üzere çevresine şiddet uyguladığı görülüyor. Çocukken şiddet görmüş, eşinden şiddet görmekte olan, iş yerinde veya mahallesinde psikolojik şiddet gören, eğitimli ya da eğitimsiz annelerin büyüttükleri çocukların, toplum sağlığı için ne kadar faydalı olmasını beklersiniz??? Bir sonraki nesil'e aktarılan sağlıksız bir yaşam şekli gelişirken, suç oranlarının artışına şaşırmıyoruz artık. Bu önlenemeyen eylemler, suç oranı artan bir ülkede, yönetimlerle çatışmaya, yönetimlerle çatışma diğer ülke ilişkilerinin aksamasına ve tüm dünyayı etkileyecek bir zincirin halkası olma yoluna atılan adımlar oluyor. Çünkü gizli ya da açık şiddet uygulayıcılar aynı zamanda toplumda karar mekanizmalarında yer alabiliyor.



Bunları biliyoruz dediğinizi duyar gibiyim. Duymak yetmiyor. Şiddete karşı tavır sergilemek, şiddet uygulanmasını önlemek için elimizden geleni yapmak, insanların bu konulardaki girişimlerine destek vermek veya verilmesini sağlamak, durumun ciddiyetini, vahametini kavramak lazım.

Anneler, geleceğin devlet adamlarını, babalarını, öğretmenlerini, bilim adamlarını, hakimlerini, polislerini....yetiştirirken onları gerçek anlamda korumak, hakları konusunda aydınlatmak, eşitlikçi  insan haklarına saygı göstermek hepimizin görevi.

Şimdi sadece geçen ay'a bakalım;(bunlar duyulanlar!!!)

"Mayıs 2011 de Bianet'in gazetelerden, internet sitelerinden ve ajanslardan derlediği haberlere göre erkekler mayısta 20 kadın, yedi erkek ve beş çocuğu öldürdü. Faillerden üçü intihar ederken ikisi intihar girişiminde bulundu.

Erkekler geçtiğimiz ay 12 kadın, iki erkek, üç travesti ve transseksüel ile bir çocuğu yaraladı.      Mayısta bir erkek boşanmak isteyen karısını bir diğeri de yeğeninin sevgilisi olan bir kız çocuğunu kaçırıp zorla alıkoydu. Bir erkek ayrı yaşadığı karısını rehin aldı.

Geçtiğimiz ay beş kadın ve yedi çocuk taciz, beş çocuk tecavüze, iki kadın da gaspa maruz kaldı.   Mayısta 73 erkek, üç kadın ve beş çocuk cinayet, yaralama, taciz ve tecavüz suçlarından kovuşturmaya uğradı, gözaltına alındı, tutuklandı ya da kaçak duruma düştü." (bianett'ten)

BU GİDİŞLE GALİBA BÜTÜNLEME'YE BİLE KALAMAYACAĞIZ!!!




 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa