Editörler

Gökhan Bulut
Suderin Murat
Uğur Okçu
Gülçin Tellioğlu
Leyla Yücel

Yayın Kurulu

Yağmur Dolkun
Bülent Irkkan
Elif İnan
Doğanay Sevindik






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
    Sayılar    Sayı 24    Beyan
Beyan Silva Bingaz

Silva Bingaz Ermeni bir ailenin kızı olarak Türkiye’nin doğusunda dünyaya geldi. 2000 yılından sonra fotoğrafçılığa başladı. ‘Evde Değilse Nerede’ başlıklı ilk gösterisi 2001 yılında yayınlandı. Bu çalışma, üç yıl boyunca Iraklı mülteci bir kadının, Beyan’ın hikayesinin fotoğraflanmasını sağladı. Bingaz bir diğer çalışması olan ‘Kıyı’ya 2002 yılında başladı ve halen bu proje üzerinde çalışmaktadır.

2006 yılının ilk yarısında Bingaz, İsveçli fotoğrafçı Anderse Petersen tarafından İsveç’e davet edilerek burada kendi fotoğrafları için Petersen’in karanlık odasında çalıştı.

2006 Kasım ayı boyunca Paris’te ‘Avrupalı Kadınlar’ isimli bir fotoğraf projesinde yer aldı.

Mart 2010’da ‘European Eyes on Japan’ isimli fotoğraf projesinde fotoğraf çekmesi için Eu-Japan Fest organizasyonu tarafından Japonya'ya davet edildi.
Halen fotoğraf çalışmalarına İstanbul’da devam etmektedir.

 “BEYAN” 12.Mart.2011, Silva Bingaz ile söyleşi.



O dönem feminist organizasyonlarla çok yakın ilişkim vardı. ‘Evde Değilse Nerede’ye gösteri hazırlıyordum ve kadın arkadaşlar biliyorlardı çalışmamı. Bir gün bir arkadaşım aradı ve gel dedi. Burada bir kadın var, adı Beyan. Onun fotoğraflarını çekmelisin…

 






O akşam, bir odada, yarım makara çektim. Daha sonra fotoğraflara baktığımda çok etkilendim ve Beyan’ı daha fazla çekmem, daha fazla görmem gerektiğini düşündüm.



 

“7 Aralık 1998’de Beyan vuruluyor. Onu üvey erkek kardeşi vuruyor. Sebep kocasına itaatsizlik. O aslında hemşireliğinin 13.yılında. Onu kendi çalıştığı hastaneye ablası alıp götürüyor. Bu olaydan sonra Beyan’ın babasının, amcasının ve tüm erkek kardeşlerinin de üyesi olduğu aşiret, Beyan’ın hastanede kurtulmasını istemiyor. Bu arada hastaneden giden haberle gizli feminist kadın örgütleri Beyan’a sahip çıkıyor. Bir yıl süreyle Süleymaniye’deki bir kadın sığınma evinde kalıyor, ancak ailesinin erkekleri tarafından çok fazla tehdit alınca, onu koruyabilmek için kadınlar Beyan’ı Irak’ta bir milletvekilinin annesinin evine yerleştiriyorlar. İki sene de orada kalıyor ve tüm bu süreçlerde ceza olarak çocuklarını göremiyor. Daha sonra gelen tehditlerle artık Irak’ta da kalma şansı olmayınca Türkiye üzerinden Almanya’ya gitmek üzere yola çıkarılıyor.”

Almanya’ya gittim... Bir mülteci kampında kaldığını biliyordum ancak onu aramam gerekiyordu... Kadın organizasyonlarından tanıdığım arkadaşlarımın da desteği ile Beyan’ı buldum. Umutsuzluk içerisindeydi. Ne yapabiliriz diye düşünüyorduk. Beyan 4,5 yıldır çocuklarını görmüyordu ve tek istediği çocuklarına kavuşmaktı. Yapabilecek hiçbir şey yoktu çünkü çocukları Irak’taydılar ve onları buraya getirtmek imkansızdı.

Beyan’ın hikayesi o dönem gizli bir hikayeydi. Beyan’ı açık edemezdim. Bu hem onun hem de ona yardımcı olan kadınlar için tehlikeli olurdu. O sebeple, fotoğrafları gösterebilmek için uygun şartların en erken yirmi yıl sonra oluşacağını düşünüyordum. İstanbul’a döndükten bir süre sonra öğrendim ki çocuklar İstanbul’a getirilmişler. Irak savaşı çıkmıştı ve babayla beraber ailenin erkekleri savaşa gitmişlerdi. Çocuklar Irak’ta sahipsiz kalmıştı. Beyan ile sürekli iletişim halinde olan annesi ve kız kardeşi durumdan Beyan’ı haberdar etmişler ve Beyan da çocukların bir şekilde İstanbul’a getirilmeleri gerektiğini söylemiş. Çocuklar buraya gelmişler ve bir otele yerleştirilmişler. Ancak bu yine de bir çözüm değildi, çünkü pasaportları olmadığı için ne Beyan İstanbul’a gelebiliyordu, ne de çocuklar Almanya’ya gidebiliyordu. İşte buluşma süreci o dönem başladı. Burada Alman Protestan Kilisesi’nin ve kadın örgütlerinin yardımı ile çocuklar 6 ay kadar İstanbul’da kaldılar. Sonra bir gün bir mucize oldu. Almanya’da mülteci haklarıyla ilgilenen ve Beyan’ın Almanya’ya varmasından beri onun durumuyla yakından ilgilenen Thomas isimli bir kişi Beyan’ın pasaport alabilmesini sağladı.



Beyan ilk kez İstanbul’a geldiğinde ve çocuklarını gördüğünde ben de oradaydım. Beyan iki hafta kadar çocuklarıyla birlikte burada kaldı ve çocuklarını da yanında götürebilme mücadelesini sürdürdü. Ancak çocuklar pasaport alamadılar ve ikinci kez Beyan’dan ayrılmak durumunda kaldılar. Beyan geri dönmek zorundaydı, çünkü burada yaşayabilme şansları yoktu. İşte bu an çocuklar için bir yıkım oldu, ikinci bir belirsiz dönem başlamıştı ve çocuklar bir kez daha annelerinden ayrılmışlardı. Bir sure sonra ikinci mucize geldi. Almanyadan Thomas’ın ve İstanbul’dan Alman Protestan Kilisesi’nin büyük çabalarıyla Alman konsolosluğu çocuklara pasaport verdi ve çocuklar Almanya’ya gidip annelerine kavuşmuş oldular.

En son Almanya’ya yanlarına gittiğimde her şey durulmuştu. Durulan bir su gibi, masmavi duvarları olan bir evde kalıyorlardı ve mutluydular. Bir mültecinin alabileceği kadar kısıtlı bir imkanla yaşıyorlardı ancak bir aradaydılar...



Beyan’ın dilini bilmiyordum. İlk zamanlar ona nasıl yaklaşmam gerektiği üzerine çok düşündüm. Dilini bilmediğin bir insanla doğayı kullanarak bağlantı kurarsın. Ben Beyan’la hep ağaçlar üzerinden iletişim kurdum. Etraftaki dalları, çiçekleri toplayıp odasına götürmüştüm. Onları gösterip kendi dilinde ne anlama geldiğini sordum ve böylece bir iletişimi başlatmış olduk. Bu çabam onun ağır hikayesinin de dışına çıkmamızı sağlamıştı. Bu ağaç-çiçek üzerine konuşmaya çalışmamız onu ilk kez güldürmüştü. 

Bana fotoğrafları çekerken ne düşündüğümü soruyorsun, fotoğrafları çekerken düşünmeyi bırakıyordum. Fotoğraf, çekim anında düşünülerek yapılmaz. Öncesinde ve sonrasında düşünür fotoğrafçı. Öncesinde hissedersin ve çektikten sonra seçerek kurgulamaya başlarsın. Serideki fotoğrafları nasıl seçtiğimi soruyorsan, mesela bana karnını açtığı fotoğrafı seçmem gerektiğini biliyordum. Çünkü Beyan gibi bir kadının, geleneksel çevreden gelen bir kadının, kocası tarafından vurulmuş olan bir kadının, karnındaki uzun yara izini göstermek için bile olsa, karnını fotoğrafçıya açması önemliydi. Bu, aramızdaki güven ilişkisini göstermenin yanı sıra, onun çok cesur bir kadın olduğunu da gösteriyordu. O anda ikimizde hiç konuşmadan biliyorduk ki, o her ne olursa olsun çocuklarına kavuşmak için direnecekti.  

Beyan Irak’ta kadınlar tarafından korundu. Vurulup hastaneye götürüldükten sonra da öfke bitmedi ve ailesindeki erkekler onu ortadan kaldırmak istedi. Beyan’ın gizlenmesi gerekti ve bütün bu süreçte kadınların çok büyük katkısı oldu. Aslında bu seride hissedilmesi gereken bir diğer şey de ‘kadın dayanışması’dır. Beyan’ın çocuklarına kavuşmasının temelinde kadın dayanışması yatmakta.  

Beyan hikayesinin çocuklarına kavuşmasından sonra açık edilmesini istedi. Rahatsız olmadı bundan. Kadınların bu makus tarihini değiştirebilmek konusuna o da hikayesiyle katkı sağlamak istiyordu. Böyle olunca yayınlamaya karar verdim. Bu çalışmayı İstanbul’da Mart ayında göstermek istiyordum. Çünkü kadınlarla ilgili bir şey yapmak istemiştim. O sebeple Beyan sergisi, Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali’nin yan etkinliği olarak yer aldı. Birileri görsün, duysun, anlasın istedim. Her şeyi çok çabuk değiştiremezsiniz. Bu sürece ne kadar katkısı olursa o kadar olacak.




Festivalin ana teması: Eşit miyiz?

Maskülen dünyanın öfkesi erkekte olduğu kadar kadında da var. Aslında en temelde en ilksel duyguların kurbanı gibiyiz. Sadece kadınların bu dünya içerisindeki konumlanmasından kaynaklanan öfkesini dizginlemesi diye bir şey söz konusu. Kadınlar öfkelerini dizginlemeye zorlanırken erkeklerin öfkesi cesaretlendiriliyor. Bu öfke aslında en genel anlamda sistemin öfkesi ve erkeklerin öfkesini destekliyor. Dolayısıyla bu bir yandan da fiziksel şiddeti cesaretlendirmek. Dünyanın her tarafında erkekler kadınlara fiziksel şiddet uygular, kadınlar da kendilerinden daha güçsüzlere, mesela çocuklarına şiddet uygular. Ancak bu şiddeti engellemek için yasalar, kanunlar geliştirmezsen bu devam edecektir. İşte burada da erkeği cesaretlendirmek söz konusudur.

Eşit değiliz! Eşit haklara sahip olamıyor ve adaletten eşit bir şekilde yararlanmıyoruz maalesef. Son derece eril bir düzenin içindeyiz. Bir kadın hakkını aramak istediğinde adaletten, güvenlikten yararlanamıyorsun. Herkes için emniyet gerekirken kadınlar bunun içinde yoklar. Bu sistemin yürümesinde kadının şiddet görmesi bir sorun olarak görülmüyor. Bir kadının sadece kadın olduğu için öldürülmüş olması kimsenin umurunda değil.

Benim çektiğim fotoğrafın biçimi sadece formatif bir biçim değil. Aynı zamanda düşünsel de bir biçim. O düşünsellik insanın en temelde var oluş biçimidir. İnsana ait duygular birçok şeyi belirler. Dünyanın çakıl taşlarıdır sistemi oluşturan. O sebeple o çakıl taşlarının üzerinde durdum ben. Daha doğal ortamlar, modern ve pırıl pırıl mekanların olmadığı yerler ve bugünün insanlarının en temel hislerinin üzerinden hareket ederim. Korkular, ölümle olan ilişki, doğumun karşısındaki çaresizliğimiz, iktidar duygumuz… Bunlar birer çakıl taşıdır. Ben bunların üzerinde dururum. Evet Beyan’da olan ve Kıyı’da devam eden feminen bakış açım her zaman var, yani maskülen dünyayla derdim var.

Hazırlayan: Yağmur Dolkun




 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa