Editör

Bülent Irkkan

Yayın Kurulu

Leyla Benli
Elif İnan
Nejat Kutup
E.Kemal Mert
Doğanay Sevindik
Aylin Yılmazbayhan






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
Yazı: Şermin Korkusuz Fotoğraf: Gökhan Demirer

Fotoğraf : Gökhan Demirer

YOLDA
Şermin Korkusuz

“ Bir şeyi güzel olarak görmek onu zorunlu olarak  yanlış görmek demektir.”  Nietzsche

 Bu fotoğrafa ilk baktığımda bir tuhaflığın karşısında hissettim kendimi. Sezinlediğim ancak nedenini ilk anda çıkaramadığım bu his izleri takibe zorladı beni. Zihnimin, görüntünün etrafında evrilip çevrildiği anlarda, bütünü oluşturan nesnelerin bir başlarına fotoğrafa yaydıklarına takıldı gözüm.

 Tüm siyah-beyazlığı içinde uçsuz bucaklığı çağrıştıran yatay hatlarıyla bu fotoğrafta insana bitmek tükenmez gibi gelen bir ıssızlık var. Nitekim yolu es kaza bu kuş uçmaz kervan geçmez yerlere düşen araba hızla uzaklaşıyor. Arabanın yönü tam olarak belli olmasa da insan, buradan ancak gidilebileceğine kanaat getiriyor.

 Oralarda bir yerlerde bir yol olacağına inanası gelmiyor insanın.Otomobil birdendire bir yerden kesilip de fonu sessizlik olan bir mekana yapıştırılıvermiş gibi. Hem o kadar eğreti hem de yokluğuyla tüm fotoğrafın anlamını alt-üst edecek kadar oralı. İçinden kanlı canlı birinin ya da birilerinin varlığı, otomobil sesiyle birlikte karedeki ıssız hisse derin bir çizik atıyor. Ancak bu “ terk edilmişlik” i asıl kırıp parçalayan başka iki güçlü etki var.

 İlki, en soldaki ağaç. Otomobil ne kadar “ gidici” ise o da o kadar kalıcı. Çok heybetli olmamakla beraber duruşundaki güzellik, özellikle dallarının çokluğu ve yapraklarının gürlüğüyle capcanlı, hayat fışkıran bir varlık. Kendinden emin, biçimli, kararlı duruşuyla ne kadar karakterli. Diğer ağaçlara güç veren kendisi gibi. Bu ağaç olmasaydı, karşımızdaki daha cılız bir fotoğraf olurdu. Arkadaki iki ağacın var olma sebebiyse onun gücünü pekiştirmek sanki.

 Fotoğraftaki durağanlığı darmadağın eden ikinci etki ise, çerçeveyi yatay olarak kesen sis kuşağı. Nihayetinde bir bulut hali olası sebebiyle yer yer yoğunluğu azalan ve sınırları bulanıklaşan hat, görüntünün harekete en hazır ögesi. Biraz sonra birdenbire büyüyüp genişleyecek, eteklerinde olduğu dağı kaplayacak, gökyüzünün açık rengiyle birleşecek ve tüm fotoğrafı aydınlığa boğacak bir kabına sığmazlık içinde.

 İşte yukarıda sözünü ettiğim tuhaflık da tam burada. İlk bakışta melankolik bie edayla yalnızlığı belki ayrılığı ya da bir boşluğun ortasında kalakalmışlığı uyandıran fotoğraf, içinde , canlı olmaya dair güçlü bie enerji gizliyor. Bir de fotoğrafın çekildiği alanın seslerinden mahrum olmasaydık karşısında durduğumuz manzarayla ıssızlık sözcüğünü yanyana getirmeyi tahayyül dahi etmeyecektik.

 Burası çekirge seslerinin ürpertici çınlamalara dönüştüğü bir kimsesiz yer mi? Yoksa hiç de sakin olmayan bir yolun ziyaretçisi bol kenarı mı? Bu gizi fotoğrafçının iki dudağı arasına bırakırken en keyiflisi, hayal gücümüzün fotoğrafçının tahmin edemeyeceği kadar özgür olabilmesi.

 Fotoğrafların kendilerine has kandırmacalarında barınan şüphelere rağmen “ Platon’un mağarasında hala iflah olmaz biçimde oturan insanoğlu, o eski alışkanlığını sürdürüp kendini gerçeklikle değil gerçekliğin görüntüleriyle oyalamaya” (Sontag) devam edeceğe benziyor.




 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa