Editörler

Suderin Murat
Gülçin Tellioğlu
Leyla Yücel

Yayın Kurulu

Meryem Akköse
Yağmur Dolkun
Bülent Irkkan
Elif İnan
Nejat Kutup
Mahmut Özturan
Doğanay Sevindik
Zeynep Şişman
Elif Vargı






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
Doğum ve Ölüm İçerikli Birkaç Fotoğraf Anlanlandırması

Doğum ve Ölüm İçerikli Birkaç Fotoğraf Anlamlandırması

Cengiz Engin

Fotoğrafın çekim hikayesi, fotoğraflanan kişilerin kimlikleri, fotoğrafçının hayat hikayesi, fotoğrafta yer alan nesnelerin/olayların fotoğrafçıya özgü özel anlamları ve benzeri bilgiler bir fotoğrafın yorumlanması aşamasında önemli ipuçları ortaya koyar. Dış dünyaya ve topluma dönük (yansıtmacı) ve sanatçıya dönük (anlatımcı) eleştiri kuramları eserin çözümlemesinde bu ipuçlarından hareket eder ve yorumlarını önemli ölçüde bu bilgiler üzerine inşa ederler.

Burada usta fotoğrafçılar tarafından çekilmiş ve fotoğraf tarihinde kendilerine yer edinmiş 5 fotoğraf yer almaktadır. Fotoğrafların buradaki yorumlanmasında yukarıda bahsi geçen yansıtmacı ve anlatımcı kuramlar yerine; doğrudan eserin biçimsel yapısına ve içeriğine odaklanan yapısal çözümleme kuramları ile izleyici odaklı alımlama estetiği kuramlarını baz alarak hareket etmeyi daha uygun gördüm.

Bu nedenle aşağıdaki çözümlemelerde fotoğraflar ve fotoğrafçıları hakkındaki bilgileri olabildiğince gözardı ederek doğrudan görüntünün kendisinden hareket eden ve bende uyandırdığı duygularla yoğrulmuş anlamlara ulaşmayı hedefledim.

Fotoğrafların alt okumaları ve ortaya konan yan anlamlar izleyiciden izleyiciye farklılık gösterebileceği gibi, fotoğrafçının ilk niyetiyle ve bilinçli tercihleriyle de uyum göstermeyebilir. Ancak bir fotoğraf izleyiciyle paylaşıma geçtiği andan itibaren fotoğrafçı zaten aradan çekilmelidir. Görüntüyle tutarlı olduğu sürece izleyici yorumunda alabildiğince özgürdür artık...

.

1) Eugene Smith :



Fotoğrafta yaşlı bir adam, elleri karnının üzerinde kavuşturulmuş yatıyor. Başında toplanmış ve üzüntülü bir ruh hali içindeki kadınlar adamın uykudan ziyade ölüm döşeğinde olduğunun ve hatta ertesi gün cenaze töreni yapılacak olan bir ölü olduğunun izlenimini veriyorlar.

Arka fonda yer alan duvar dokusu bu yas anının kapalı ve dar bir ortamda, muhtemelen fakir bir mekanda gerçekleştiğine dair bir atmosfer yaratıyor. Kadrajın sola doğru yatması nedeniyle duvar çizgisinin ölünün üzerine doğru eğilmesi; yanıbaşında yas tutanların yataktaki ölü üzerine akmalarını sağlayarak duygusal etkiyi güçlendiriyor.

Fotoğrafın sol üstünden gelen ışık sadece ölü adamın yüzünü aydınlatmıyor, aynı zamanda yas tutan kadınların yüzlerindeki ifadelerin de derinliğini arttırıyor. Bu ışık fotoğrafta öylesine mükemmel bir unsur olarak yer alıyor ki, fotoğrafın rahatlıkla bir tiyatro sahnesinden kadrajlanmış olduğuna inanabiliriz.

Fotoğrafın üçgenlerden oluşmuş olan kompozisyon yapısı fotoğrafa hem bir hareket, hem de bir derinlik katmış. Kompozisyonda üç ana üçgen yapı yer alıyor :
1) Ölü adamın başı ile başlayıp fotoğrafın sol alt bölümünde kalan (adamın vücudundan oluşan) üçgen, 2) ölü adamın başı ile başlayıp fotoğrafın sol üst bölümünde kalan (duvar dokularından oluşan) üçgen, 3) ölü adamın başı ile başlayıp sağ kenara yaslanan (yas tutan kadınları içine alan) üçgen.

Bu durumda ana ilgi odağı ve hareket noktası her seferinde de ölü adamın yüzü olarak karşımıza çıkıyor. Gözlerimiz fotoğrafta ölünün yüzünden başladığı hareketini kadınların bulunduğu üçgenin içine yayılarak devam ettiriyor.

Yere çömelmiş beş kadından dördü yüzleri ölü adama dönük olmasına karşın kendi düşüncelerinin içinde kaybolmuşlar. Merkezdeki nispeten daha genç gözüken ve yüzü en az ölü adamın yüzü kadar aydınlanmış olan beşinci kadın ise güçlü bir şekilde adamın yüzüne bakıyor. Bu güçlü bakış, aynı zamanda bizim gözümüzün de fotoğrafın merkezinde yer alan bu genç kadın ile sol orta kenarda bulunan ölünün yüzü arasında hareket etmesini sağlıyor. Üçgenin içinde dolaşan gözümüz genç kadından yaşlı adama hareket ettiğinde; sonunda ve kaçınılmaz olarak sağ üstte ayakta duran, omzunun üzerinden ölü adama belki de son bir bakış atarak, neredeyse birazdan fotoğraf dışına çıkacak olan (ve kadından çok genç bir adama daha çok benzeyen) figüre doğru kayıyor. Bu figür hem nispeten daha karanlıkta kalması anlamında, hem de ayakta duruyor olması anlamında diğer figürlerden daha farklı bir konumda yer alıyor.

Böylesine gerçekçi bir an fotoğrafında bile fotoğrafçı kendi bilinçaltında bu ayakta duran, karanlıkta birazdan fotoğraf dışına çıkacak gibi duran figürü; ölü adamın ruhunun bir metaforu olarak  sunmak istemiş olabilir mi ? Cevabı ne olursa olsun, bu fotoğraf benim için böylesi gizli bir yan anlam da barındırmaktadır artık..

.

2) İbrahim Demirel :


Fotoğrafta yaşlı bir adam, saçları ve bıyığı kadar beyaz kumaşlara sarınmış; kumaşlar sadece yüzü görünecek kadar aralanmış bir şekilde yerde yatıyor. Mekana dair fazla bir ipucu bulunmuyor. Sadece güneşli bir günde dış mekanda çekildiğini söyleyebiliriz fotoğrafın.

Adamın karısı olduğuna dair rahatlıkla iddiaya girebileceğimiz kırsal kökenli yaşlı bir kadın adamın yanıbaşına çömelmiş, derin bir üzüntüyle ve sessizce adama bakıyor. Belli ki hayatının uzun bir bölümünü paylaştığı evinin erkeğini son yolculuğu öncesinde bir süre daha görmek, bir süre daha yanıbaşında bulunmak istiyor.

Arka planda, ayakta duran bir kalabalık olduğu izlenimi veren birkaç bacak silüeti eşlik ediyor fotoğrafa. Kalabalık, kadının aksine ölüye arkasını dönmüş, kendi arasında konuşuyor. Yas tutmak yerine daha çok bir görevi yerine getirmek üzere toplanmış oldukları izlenimi veriyorlar. Fotoğrafa bakarken sanki bu kalabalığın konuşma seslerini duyuyoruz. Arka fondan gelen bu uğultulu sesler; o anda eşini, geçmişini, yaşadıklarını ve belki de bugünden sonra yaşayacaklarını düşünürken içinde bulunduğu ortamdan uzaklaşmış, sessizliğe bürünmüş yaşlı kadının kulağından daha fazla ulaşmaktadır fotoğrafa bakanların kulaklarına.. 

Dik gelen güneşin ölü adamın göz çukurlarında oluşturduğu gölge ise, yaşlı adamın gözlerini günışığına bir daha açamayacak denli kapanmış olmasının dramatik bir göstergesidir sanki..

.


3) Josef Koudelka :


Fotoğrafta kadınlar, erkekler, çocuklar ve bebeklerden oluşan kalabalık bir topluluk beyaz örtülerle kaplı bir tabutun içindeki yine beyaz örtülere sarılmış bir erkek bedeninin etrafında ayakta duruyor. Tabut; ölünün ayakları bize doğru, kafası en uzakta olacak şekilde fotoğrafın merkezinde yer alıyor.

Ölünün tam başının üzerinde, içinde bulundukları mekanı aydınlatan tek bir pencere var. Pencereden içeriye, pencerenin ardında sanki sadece yoğun bir ışık kütlesi varmış izlenimi uyandıran,  güçlü ve parlak bir aydınlık giriyor. Bu pencere, ölünün bilinmeze yapacağı yolculuğa açılan; yaşadığımız dünya ile ölümden sonraki dünyayı birbirinden ayıran bir geçişi temsil ediyor adeta. 

Ayaktaki kişilerin pencereye doğru oluşturdukları koridor ve merkezdeki tabutun bu koridorun tam ortasında fotoğrafın içine doğru uzanması; pencereye doğru derin bir perspektif yaratıyor. Perspektif; bilinmeze doğru yapılacak bu yolculuğun başlamak üzere olduğu duygusunu güçlendiriyor.

Ölünün geride bıraktığı tanıdıklarını; genç erkekleri, kadınları, çocukları ve bebekleri, sonu yine  bu yolculukla bitecek farklı farklı hayatlar beklemektedir şüphesiz..  

Topluluk tabutun her iki yanında adeta bir törendeymiş gibi dizili duruyor. Kalabalık bir grubun kadraja doğru açılarak ayakta durması; bir tiyatro oyununun son perdesinde oyuncuların seyircileri selamlamak üzere sahneye dizilmelerini anımsatıyor..

Ve oyuncular sadece seyircileri değil;
bilinmeze doğru yola çıkmak üzere olan,
oyunun ve fotoğrafın başrolündeki ölüyü de selamlıyorlar adeta..
Yaşam adlı oyunun son sahnesinde..

.

4) Jan Saudek :


Fotoğrafta küçük bir çocuk, ayakta duran çıplak bir hamile kadının göbeğine dudaklarının ucuyla bir öpücük konduruyor. Kadının fiziksel kimliğinden ziyade sadece büyümüş olan karnı fotoğraflanmış. Bu durum fotoğrafta annenin bir kavram olarak temsil edilmek istendiği düşüncesini güçlendiriyor. 

Kadraj çocuğun boy hizasından alınmış; demek ki fotoğrafçı hamile kadınla değil; çocukla empati yapmamızı istemiş.

Her şeyden önce, küçük bir çocuğun annesinin karnındaki kardeşine son derece hassas ve yumuşak bir öpücük kondurmak isteyişidir bu fotoğraf.

Ancak bunun yanı sıra; çocuğun annesinin göbeğine biraz eğilerek ve boynunu uzatarak dudaklarını değdirmesi, bu sırada gözleriyle kadının yüzüne doğru bakmasının yarattığı vücut dili (el öpmeye benzeyen, hatta kutsal bir objeyi öpmeye benzeyen); bu öpücüğün anneye karşı bir saygı göstergesi olduğuna dair de bir izlenim uyandırmaktadır. 

Kutsal “anne”, hamilelik döneminde karnında taşıdığı kutsal ve gizemli emanetten dolayı bir kat daha değerli bir varlıktır şüphesiz..

Sadece merakla beklenen küçük kardeşe kondurulmuş ufak bir öpücüğün görsel temsili değil, anne kavramının ve henüz doğmamış bebek kavramının kutsallığına duyulan saygıya dair de naif birkaç cümledir bu fotoğraf..

.


5) Jan Saudek :


Fotoğrafta sırtüstü yatmış bir kadın, çocuğunu emzirmekte. Bir eliyle bebeğinin emdiği göğsünü destekliyor, diğer eliyle de bebeğinin başını yönlendiriyor. Bebek annesinin süt dolu göğüslerinin birinden iştahla süt emerken, diğer eliyle de annesinin öteki göğsünün ucuna bastırarak adeta oradan gelecek sütü de sahipleneceğini şimdiden ilan ediyor.

Doğumdan sonra bebeğiyle iletişiminin birebir devam ettiği bu duygusal eylemde, çocuğunun içgüdüsel beslenme arzusuna kendisini teslim etmiştir anne.
Annenin akarsu yataklarını andırırcasına şişmiş olan göğüs damarları, fotoğrafçının fotoğrafa yaptığı renklendirme ile daha da belirgin hale gelmiştir.

Bu kare bir annenin bebeğini emzirmesine dair bir an fotoğrafıdır ilk bakışta. Ancak bu anı fotografik anlamda özel kılan hem fotoğraflanan anneye dair bazı ipuçları barındırması,  hem de fotoğrafçının bakış açısı ve fotoğrafa yaptığı teknik müdahalelerdir.

Fotoğraf; sahip olduğu bu özelliklerle genel bir emziren anne fotoğrafından ziyade, emziren annenin portresel nitelikte bir fotoğrafıdır son kertede... Annenin sadece alışageldiğimiz emzirme pozisyonu dışında bir pozisyonda olması değil, aynı zamanda annenin kolundaki renkli bileziğin fotoğrafçının müdahalesi ile ön plana çıkartılmış olması nedeniyle de, fotoğrafın genel bir anne kavramı üzerine değil, bilakis fotoğrafçının tanıdığı bir anne ve bebek (karısı ve çocuğu?) üzerine söylem içerdiğini  ortaya koymaktadır alenen.

Fotoğraflanan kişinin en tipik yeri olan yüzünün bile görünmediği bu fotoğraf, belki de annenin  sahip olduğu en özel ve en doğal portresidir..




 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa