Editörler

Suderin Murat
Gülçin Tellioğlu
Leyla Yücel

Yayın Kurulu

Meryem Akköse
Yağmur Dolkun
Bülent Irkkan
Elif İnan
Nejat Kutup
Mahmut Özturan
Doğanay Sevindik
Zeynep Şişman
Elif Vargı






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
Yaşamın Üç Hali: DOĞUM-DÜĞÜN-ÖLÜM Doğum Düğün Ölüm

Ünlü Fransız halkbilimcisi A.Van Gennep’in “Rites de Passage” (Paris 1909) adlı klasik ve öncü kültürler-arası incelemesinde statü değişiklikleri ve bunlara eşlik eden ayinler/ritüeller için kullandığı, antropoloji literatüründe “Geçiş Ritleri” olarak kavramlaştırılan bu alan, insan yaşamının başlıca üç önemli “geçiş dönemi”ni kapsar: Doğum, evlenme ve ölüm.

Van Gennep, evrenin kendisinin insan yaşamında etkileri olan bir dönemsellik tarafından yönetildiğini ve tüm toplumlarda bireyin yaşamının bir dizi dönemsel geçişten (doğum, erginlik, evlilik ve ölüm) ibaret olduğunu söyler. Geçiş içeren tüm ayinler arasında dikkate değer bir benzerlik olduğunu ve benzer kavramsal örüntüleri izlediğini belirtir.1 

İnsanın belli bir toplumsal statüden diğerine -bir hâlden diğer bir hâle- geçişini işaretleyen bu toplu etkinlikler, üç aşamada gerçekleşir ya da üç ayinsel evreyi içermektedir. Bireyin ya da grubun önceki statüden ayrılışını simgeleyen ayrılma/kopuş evresi; kişinin eski statüden ayrılmakla birlikte henüz yeni statüye de varamadığı, ne eski ne de yeni statüsüyle ilişkisinin olmadığı geçiş/eşiksellik evresi ve nihayet bir statüden diğerine geçişin sembolik olarak tamamlandığı yeniden bütünleşme evresi...  Bu üç önemli evrenin çevresinde arınma (suyla, toprakla, ateşle), saçların kesilmesi, bedeni yaralama, yasaklar, sınırlandırmalar, kaçınmalar, yeniden doğuşa yol açacak simgesel ölümü canlandırma (ölüp-dirilme) ve bireyin ya da grubun katıldığı yeni durumun gerektirdiği donanımlara bürünmesiyle ilgili bir dizi ritle karakterize edilen ritüeller (kuttörenler) yer alır. İnsanlığın bu dönemlerle ilgili düşünce, tasarım, tutum, davranış, işlem ve uygulamaları, belirli bir ülkenin, bir halkın ya da bir etnik grubun coğrafyasından ve kültüründen gelen kimi yerel ayrımların, özelliklerin dışında ana çizgileriyle evrensel bir nitelik taşımaktadır.

Doğum, evlenme (düğün) ve ölüm gibi, her birinin kendi içinde birtakım alt bölümlere ve basamaklara ayrıldığı bu üç önemli aşamanın çevresinde birçok inanç, âdet, töre, ayin, dinsel ve büyüsel özlü işlem kümelenerek söz konusu “geçiş”leri, bağlı bulundukları kültürün beklentilerine ve kalıplarına uygun bir biçimde yönetmektedirler. Bunların hepsinin amacı da kişinin [ya da grubun] bu geçiş dönemindeki yeni durumunu belirlemek, kutsamak, kutlamak, aynı zamanda kişiyi [ya da grubu] bu sırada yoğunlaştığına inanılan tehlikelerden ve [doğaüstü güçlerin] zararlı etkilerden korumaktır. Çünkü yaygın olan inanca göre, insan bu tür dönemler sırasında güçsüz, çaresiz ve doğaüstü güçlerin zararlı etkilerine her zamankinden daha çok açıktır.

“Olmak” ve “ölmek” arasına sıkışmış yaşamın,  geçiş dönemleri sırasında zamanın ruhunda saklı geleneklerin belirlediği sayısız işlem, uygulama ve kuttörenlere (ritüellere) başvurulur. Örneğin doğumda, gebelik ve lohusalıkta hem anne hem de çocuğu doğaüstü güçlerin zararından korumak için bir takım kaçınmalara ve büyüsel özlü işlemlere başvurmak; yeni bir dönemin başlangıcını simgeleyen evlilik ve onun törensel yanı düğünde eşlerin (gelin ve güveyin) gelecekteki mutluluğuna yönelik büyüsel işlemlere başvurmak, buna karşı mutsuzluk getirecek eylem ve davranışlardan kaçınmak; ölümde, ölenin bu dünya ile öteki dünya arasındaki bağları kuracağı inancıyla kuttörenler düzenlemek gibi.

Geçiş dönemlerine ilişkin âdet, gelenek, töre ve törenler ve bunların içinde yer alan işlem ve uygulamalar bir ülkenin ya da belirli bir yöre halkının geleneksel kültürünün ana temalarını oluşturur. Halkbilimciler geleneksel halk yaşamının başarılı bir bireşimine varabilmek için bu üç önemli geçiş döneminin sistemli bir şekilde derlenmesine ve araştırılmasına yönelmişlerdir.

Antropologlar, özellikle geçiş ritlerinin eşiksel evresinin analiziyle ilgilenirler. W.Victor Turner (The Ritual Process, 1969), Van Gennep’den devraldığı ve iki sabit “durum” (göreli ve istikrarlı koşullar) arasında bir geçiş olarak gördüğü geçiş ritleri kavramını, özellikle geçiş/eşiksellik evresi üzerinde durarak geliştirmiştir. Eşiksellik evresini “yapılar arası durum” olarak tanımlar.  Eşiksel evre iki statü arasında bir köprüdür; eşiksel evredeki kişi "ne orada ne burada"dır. Bunu vurgulamak için eşiksel evrenin sembolleri hiçlik ve karmaşıklık üzerinde odaklaşır. Eşiksel evre, genellikle kişiyi toplum içerisinde ayırt eden (kast, sınıf, akrabalık gibi) pek çok yapılanmış ve hiyerarşik sınıflamanın çözülmesini içerir ve insanları geçici bir eşitlik ve birlik durumuna sokar. Buna komünitas denir. Turner, komünitas (Lat.: comitatus: yoldaşlık) kavramını “türdeşlik, eşitlik, anonimlik, mülksüzlük, cinsiyetler arasındaki  ayırımın en aza indirgenmesi, hiyerarşisizlik, dış görünüşe önem vermeme, servete bağlı ayırımlardan yoksunluk, cömertlik, genel boyun eğicilik, yalınlık, acı ve ıstırabın kabulü gibi özelliklerle belirlenen eşiksellik evresini paylaşanların oluşturduğu bir “eşitlik ve birlik”  olarak tanımlar. Komünitas pek çok farklı dışavurum içermekle birlikte esasen antropologların antiyapı dedikleri duruma karşılık gelir ve pek çok tersine dönmüş rolleri içerir. Normal şartlar altında düşünülemez, kabul edilemez davranışlar normal hale gelir. Eşiksellik, ikircikli bir durumdur. Adaylar cinsiyetsiz veya çift-cinsiyetli, ya da kirli veya kirletici olarak görülebilmektedir. Eşiksellik evresinde tüm kategori ve sınıflandırmaların eridiğine tanık oluruz. Eşiksellik evresinde rol tersyüzlükleri gerçekleşebilmekte ya da normatif yükümlülükler askıya alınabilmektedir. Bireyler karşıt cinsin üyeleri gibi davranabilmekte, şef ya da krala dayak atabilmekte, ya da genelde uygunsuz sayılan davranışlara cevaz verebilmektedir. 

Geçiş dönemlerinde komünitas durumunu içeren ritüeller oldukça yaygındır. Bu, insanların komünitas türü bağlılıklara ihtiyaç duyduklarını düşünmeye yöneltir. Evet, toplumlar hayata düzen ve anlam getirmek için "yapı"lanmak zorundadırlar. Bu, kaçınılmazdır. Ama antiyapı, yani kurulu düzenin geçici olarak ritüel çözülmesi de aynı ölçüde önemlidir; çünkü insanların, "ben" ve "öteki"nin bir'liğini tam anlamıyla fark etmelerine olanak verir.4 

Doğumlar, düğünler,  ölümler, insanın doğadaki yaşamının önemli durakları. Her birine eşlik eden töreler, törenler ve uygulamalar, bir durumdan diğerine geçişin değişen dönüşen öyküleriyle dolu. Her durakta,  bizi biçimleyen davranışlarımızın, tutumlarımızın, düşünce ve eğilimlerimizin kökleri ve yaşamın “üç hâli” saklı. Görünen o ki, doğumda, düğünde ve ölümde olup bitenlerin, bu günlere dair yapıp ettiklerimizin arka planını görmek, ritlerin oluşturduğu bir dünyayı içeriden okuyabilmekle mümkün.

Muhtar KUTLU
Doç. Dr., Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Halkbilim Bölümü

1-Kudret Emiroğlu-Suavi Aydın, Antropoloji Sözlüğü, Bilim ve Sanat Yayınları, Ankara,  2003, s.325

2-Sedat Veyis Örnek, Türk Halkbilimi, İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara, 1977, s.131

3-Kudret Emiroğlu-Suavi Aydın, e.g.e. s.326
 4-Nanda&Warm, Cultural Anthropology-7th Edition-, Wadsworth, US, 2002, s. 344




ÜÇLEMEYE DAİRE LİNKLER



 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa