Editör

Bülent Irkkan

Yayın Kurulu

Tülin Ağca
Leyla Benli
D. Esra Ertürk
Elif İnan
Nejat Kutup
Fulya Köse
E.Kemal Mert
Doğanay Sevindik
Tacettin Teymur
Aylin Yılmazbayhan






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
Okudunuz mu ? Gördünüz mü ? Hafize Kaynarca

“FSK 2. Ankara Fotoğraf Günlerini”

İzleyenlere ve İzlemeyenlere Bildirilir...

Fotoğraf ya da fotoğraflar her durum ve herkes için başka başka anlamlar taşır. Kimileri için geçmiştir, anıları saklar bağrında. Bazen belgedir-tanıktır düne ve bugüne veya aynadır bazen kendimize. Kimileri için yaşam ve üretim biçimidir fotoğraf. Bazıları için ise bir uğraştır-hobidir sadece. Oysa kimileri için vakit geçirmekten öte bir şey değildir çoğu zaman...

Fotoğraf; kimi zaman söz olarak çıkar karşımıza, beynimize yüreğimize akar satırlarca ve sayfalarca. Kimi gün silah olur ta derinden vurur bizi. Ya da bazen hayal olur, düş olur ve alır götürür benliğimizi bizden uzaklara. Öyle gün olur ki düş mü gerçek mi anlaşılmaz fotoğrafların içinde saklanan gizler.

Yaşantımızda böylesine önemli bir yeri olan fotoğrafa, biz ne kadar yer veriyoruz ya da emek ediyoruz peki? Hadi sadece anı fotoğrafı çekenleri bir yana bırakalım, kendini fotoğraf sanatçısı ya da amatör fotoğrafçı olarak tanımlayanlar gerçekten fotoğrafa yeterince emek veriyor mu acaba? Yoksa sadece ahkam kesmekle kendilerini fotoğrafçı mı sanıyorlar?

Fotoğrafla ve fotoğrafçılar ile benim kadar yakınlık içinde olanlar - özelliklede son zamanlarda fazlasıyla fotoğrafla yatıp kalkıyorum - bu soruların cevabını hemen verirler. Genellemek doğru olmasa da, fotoğrafçı olduğunu iddia edenlerden çok azı fotoğrafa gerçek anlamda önem ve emek veriyor denebilir sanırım.

Bunun en son örneğini 2002 Mayıs ayı içinde düzenlediğimiz “FSK 2. Ankara Fotoğraf Günleri” sırasında yaşadık. Kamuoyunda ve basında oldukça ses getiren Fotoğraf Günlerine ilgi de çok yüksekti. Açılışa sadece fotoğrafçılar değil, Ankara’da kültürel ve sanatsal faaliyetler ile ilgilenen binlerce sanatsever katıldı. Ancak iki hafta süren bu etkinlikleri fotoğrafçıların izleme oranı ne yazık ki olması (bana göre) gerekenden çok düşüktü. Ankaralıların büyük ilgi gösterdiği fotoğraf etkinliklerine fotoğrafçıların yeterince ilgi göstermemesi insanın içini acıtıyor. İnanın anlamakta zorlanıyorum. Sadece açılışta ve kapanış yemeğinde gördüğüm fotoğrafçıları, yalnızca kendi etkinliğine gelen diğerlerini izlemeyenleri, fotoğraf günlerinden haberdar olduğu halde izlemeyenleri, ya da yok sayıp ilgilenmemeyi tercih eden fotoğrafçıları ben gerçekten anlamakta zorlanıyorum. Özelliklede fotoğraf derneği üyesi olan, yemekleri ve gezileri hiç kaçırmayan fotoğrafçıların, fotoğraf etkinliklerine karşı bu ilgisiz tutumu beni daha bir derinden üzüyor...

Fakat neler kaçırdıklarının farkında olsalardı - ve tabi ki fotoğraf onlar için sahiden önemli olsaydı- eminim bu yoğun ve bir birinden güzel etkinlikleri onlar da bizim kadar keyifle izlerdi. Yine de izleyenlerden gelen olumlu tepkiler ise hem katılımcıları hem de bizleri çok sevindirdi. Ankara’da bu kadar sergi, gösteri ve etkinliği bir arada görmenin mutluluğu bir yana, Türkiye’nin dört bir yanından gelen katılımcılar ile bir arada fotoğrafla dolu dolu yaşamanın keyfi de çok şeye değerdi doğrusu...

Fotoğraf günlerinde oldukça etkileyici sergi ve gösteriler sayesinde beynime kazınan fotoğraflar görme fırsatı yakaladım. Ve ömrümce unutmayacağım fotoğrafla dolu çok özel günler yaşadım. Gördüğüm fotoğraf sergileri ise bende kıskançlık yarattı. “Bende en kısa zamanda fotoğraf sergisi hazırlamalıyım” dedim kendi kendime. Ayrıca izlediğim bu etkinliklerde yer alan fotoğraflar hakkında tartışmak ve edinimlerimizi paylaşmak gerektiğini düşünüyorum. Özellikle de etkisinde kaldığımız bazı etkinlikler ve fotoğraflar hakkında duygu ve düşüncelerimizi birbirimize aktarmalıyız. Böylece üretilenlerin orada kendi kendine durmadığı, bir yerlerde birilerini etkilediği - ki eğer etkiliyorsa tabi- fark edilir. Bu daha bir güç verir onca emekle bu güzel fotoğrafları üretenlere bizlere sunanlara. Bu paylaşımlar ile etkilikleri izleyenlerin oranında ve dolayısıyla da üretilen fotoğrafların kalitesinde de artış olur belki diye düşünüyorum. Yani aslında ben öyle olmasını umuyorum...

Şimdi geçen sayıdaki yazımda da söz verdiğim gibi “FSK 2. Ankara Fotoğraf Günlerinde” izlediğim fotoğraf etkinliklerinin bazılarından söz edeceğim. Ve sizlerle kısa da olsa paylaşacağım izlenimlerimi.

Tansu Gürpınar’ın “Ağaçlar ve Ormanlar” ve Ali İhsan Gökçen’in “Ağaçlarla Birlikte Olmak” dia gösterileri ağaçlar ile ilgili güzel doğa fotoğraflarının yanı sıra çevreci yaklaşımları ile de etkileyici ve samimiydi.

Adnan Veli Kuvanlık’ın “Polaroid Reprodüksiyonlar” ve Tuğrul Çakar’ın “Orada Duran Şeyler” sergilerindeki fotoğrafların naifliği, sıcaklığı, çevremizi algılamamızla ilgili yaklaşımı içimizi sızlattı biraz. Fotoğraflarına böylesine kendilerini, duygularını katan sanatçıların eserlerini izlerken nasıl da duygu seline kapılıyor insan.

Mehmet Bayhan ve Seyit Ali Ak’ın dialar eşliğindeki söyleşileri fotoğraf ve fotoğraf tarihiyle ilgili bilgilerimizi artırırken, Mustafa Reşat Sümerkan söyleşisi bizi –yazdıklarını okurkenki gibi- yine kahkahalara boğdu. Tunç Fındık’ın dialar eşliğinde anlattığı Everest tırmanışını izlerken ise bu cesur dağcının hem gururunu paylaştık hem de heyecanlı ve keyifli dakikalar yaşadık...


Gazi Yüksel

Göker Müftüoğlu’nun “Mavi Gözlü Dev Balesi”, Haluk Uygur’un “Etkileşim”, Fikret Özkaplan’ın “Atatürk Kalbimizde Yaşıyor” ve fotoğraf günlerine Kıbrıs’tan katılan Gazi Yüksel’in “Foto-Origamik Çağrışımlar” fotoğraf sergileri ile birbirinden çok farklı fotoğraf çalışmalarından örnekleri izleme fırsatı bulduk.

İbrahim Demirel’in “Doku ve Ritm”, İzzet Keribar’ın “Bir Güneydoğu Masalı” ve Necmettin Külahçı’nın “Yaşam ve Doğayı Algılama” fotoğraf sergilerinde yaşama, doğaya ve kültüre farklı pencerelerden baktık. Büyük boyutlarda ve özenle basılmış renkli fotoğraflar bakanları içine çekti ve başka diyarlara sürükledi götürdü. Ülkemizin değerli fotoğraf ustalarını aramızda görmenin keyfi de ayrıca başka bir keyifti...


Enver Özkahraman

Enver Özkahraman’ın “Hakkari”, Yücel Tunca’nın “Hakkari Sevgilim”, Vahap Akşen’in “Birkaç Kare Bir Çok Öykü”, Oktay Çolak’ın “Hindistan’da Yaşam”, Tahsin Aydoğmuş’un “Edessa (Urfa’dan)” ve Yücel Aşkın’ın çoşkulu fotoğraflarının sunulduğu dia gösterileri ile dünyadan ve ülkemizden yaşam kesitlerini izledik. Hayata vizörden bakınca neler yakalayabildiğimize bir kez daha şaştık bu güzel ve çarpıcı görüntülerde.

Orhan Cem Çetin’in “Bilet” ve Şeyda Sever’in “Yatra” isimli gösterileri bilgisayardan sunumları ve farklı yaklaşımları ile izleyenlerden büyük beğeni topladı. Gel gör ki söyleşi varsa tartışmalarla renklenmeden olmuyor hani. İzleyenlerden gelen geri bildirimler de daha bir verimli kılıyor gösteriyi.

Merih Akoğul’un “Klasikler / Neo-Klasikler” ve Cemil Ağacıkoğlu’nun “Passage a way” adlı sergilerini izleyenler sanatçıların kendisini de orada görmekten ve sohbet etmekten çok memnundular. Son dönemde yaptıkları işlerle isimlerinden sıkça söz ettiren sanatçıları aramızda görmek ve fotoğrafları hakkında sohbet etme fırsatı yakalamak bambaşka tadlar verdi bizlere...

Bakarken iletişim kurduğum ve çok etkilendiğim sergilerden biride Erhan Gürkan ve Özcan Ağaoğlu’nun açtığı “Tren ve Yaşam” adlı fotoğraf sergisiydi. Belgesel bir çalışma olan bu sergideki fotoğraflar demiryollarında yaşamın renklerini ve renksizliklerini anlatıyordu bakanlara. Anadolu’nun içinden demiryollarını ve demiryolcularının yaşamını sunan bu siyah beyaz görüntüler hem yalın ve çıplak anlatımlarıyla hem de tonları ve ışıklarıyla şiir tadındaydı. Sergideki fotoğraf kareleri bugünleri yarınlara taşıyacak birer tanık olmalarının yanı sıra görsel zenginlikleri ile de oldukça keyifliydi doğrusu.

Kamil Fırat’ın “Kıyı” fotoğraf sergisi ve “Pervaneler” dia gösterisi ve söyleşisi de yine fotoğraf günlerinin önemli etkinliklerinden biriydi benim için. Epeydir merak ettiğim ve görmek istediğim bu sergiyi heyecanla izledim. Doğrusu düşünsel ve biçimsel olarak izleyeni - ya da sadece beni- zorlayan, düşündüren ve sorgulamak zorunda bırakan bir sergiydi. Ülkemizde sıkça açılan ve kuramsal alt yapısı ya da herhangi bir derdi olamayan fotoğraf sergilerinin kolaycılığından sonra “Kıyı” gibi sergiler ile karşılaşınca önce bir durup düşünmek zorunda kalıyor insan. Görüntü salt bir güzellikten ibaret değil de, fotoğrafçının ve fotoğraflanan nesnelerin içsel zenginliği ile gelince önümüze, farkında olmadan - ya da olarak- daha bir derinden vuruyor izleyeni...

Son dönemde nesne estetiği gibi bir kavramın peşinde koşuyorum. Kıyıda varolan nesnenin hem kendisini hem de iç dinamiklerini görmek ve aynı zamanda oradan bir yere gitmek benim için çok heyecan verici. Onların iç geometrileri, yani özlerindeki yapı beni ilgilendiriyor, yoksa sadece bir biçimsellik olarak almıyorum. Estetik bir giysi giydirmek gibi bir derdim de yok” diyordu sergisi için sanatçı.


Kamil Fırat

Ben ise sergiyi izlerken kıyı kavramından ve fotoğraflardaki görüntülerden dolayı biraz huzursuz oldum ve ürperdim. Su ve toprağın hem buluşma hem de ayrılma çizgisi olan kıyı ve içinde barındırdığı nesneler beni bir paradoksa sürükledi. Mecaz olarak da kıyı kavramının derinliği, sınırlarının belirsizliği bu paradoksu beynimde iyice abarttı. Bunlara bir de bir türlü aşamadığım su/deniz fobim eklenince paradoksun sınırları genişledikçe genişledi. Belki bu “kıyılardan” fotoğrafların üreticisiyle - sanatçıyla - ve diğer herkesle aynı yerlere gitmiyorum - belki de gidiyorum - ama sonuçta mutlaka bir yerlere gidiyorum. Ve bu yolculuk hiçte öyle tek düze bir yolculuk olmuyor. Kıyının iki yanında, kah denizin derinliklerinde kah toprağın bereketli zenginliğinde ve bilinmezliklerinde kumsalların, çarpa çarpa varlıkların sessiz çığlıklarına yol alıyorum. Bin bir türlü heyecan ve korkuya tanık oluyorum ve sayısız - sınırsız - sevince eşlik ediyorum...

Ve kendi yaşamımın kıyılarında kumsala vurduğum dönemleri geçmişimin. İç denizlerinde benliğimin, kendi kıyılarımın nesnesi oluşum. Kendi kıyılarımın uçurumlarından düşüşlerim. Ahh kıyılar / kıyılarımız ve içinde barındırdıkları. Geçip gidenlerden kalan ayak izleri, terk edenlerin çürümüş leşleri, yeniden var ettikleri kumsalın, kumdan kalelerden arta kalan surların kalıntıları, yalnızlığı bulutların ve sessiz çığlıkları kumların arasında sığınmış atıkların...

Kıyıların bunca esrarengiz güzelliğini, enginliğini ve gizemini sunuyordu “kıyı” sergisinin fotoğrafları bana. Deniz kıyılarının ayrıntıları ile kendi kıyılarımın ayrıntıları birbirine girdi bu fotoğraflarda. Belki bugünlerdeki duygusal yoğunluğum nedeniyle kıyı kavramı ve dolayısıyla da “Kıyı” fotoğrafları beni fazla etkilemiş olabilir. Ama nedeni her ne olursa olsun bu sergi görsel ve anlam olarak bana çok yakın ama bir o kadar da ağır geldi. Ve hem düşündürdü hem de sarstı... 

Ayrıca fotoğrafları estetik veya biçimsel olarak değerlendirmesini yapmak benim haddim değil tabi ki. Ben sadece bir izleyiciyim, ama yine de bu sergideki tüm fotoğrafları çok sevdiğimi söylemek zorundayım. Fotoğrafların küçük boyutlarına oranla paspartu ve çerçevelerin abartılı büyüklüğü ise kimilerine göre başka bir tartışma konusu sayılabilir belki. Fakat ben bu sunuş biçiminin bu sergiyi daha bir etkileyici ve güçlü kıldığını düşünüyorum. Böylelikle fotoğraflara uzaktan şöyle bir bakıpta kaçamıyor insan. Yaklaşıyor onlara ve yaklaşınca da kıyının bir parçası oluveriyor birden bire...

Son olarak yine Kamil Fırat’ın “Pervaneler” adlı dia gösterisinden ve yine bu çalışmaların fotoğraflarından oluşan aynı adlı kitabından söz etmek ihtiyacı duyuyorum. Çünkü bana göre gösteride ve kitapta yer alan fotoğraflarda en az “Kıyı” sergisindeki fotoğrafları kadar etkileyiciydi.

Bir nesneden yola çıkıp yaşamlarla çoğalan ve zenginleşen engin bir dünyaya ulaşmak. İşte pervanelerin fotoğraflarının bende oluşturduğu duygu ve düşünce buydu. Bu fotoğraflar ile nesne nesneliğini unutup canlılık kazanmıştı. İnsanlar ise nesneleşmişlerdi ve birer şekilden ibarettiler artık. Sanki ürettikleri nesnenin kıvrımlarında birer mahkuma dönüşmüşlerdi ve gardiyanları da yarattıkları pervanelerdi. Ama doğurup büyüttükleri çocukların esaretiyle mutluluk bulan anne-babaların çocuklarına gösterdiği şefkatle bakıyorlardı kuytu karanlıklarda alın terleriyle yaptıkları nesnelere.


Kamil Fırat

Pervanelerin gizemli efsanesini ve yaratılış öyküsünü anlatan dia gösterisini izleme ve içinde yer alan sıcacık metinler ile daha bir zenginleşen pervaneler fotoğraf kitabını görme şansım olduğu için oldukça memnunum. Ve tabi diğer bütün fotoğraf etkinliklerini izleyebildiğim, fotoğrafla dolu dolu özel günler yaşayabildiğim ve böylelikle yaşantıma zenginlikler katabildiğim için çok mutluyum...

Umuyorum ki fotoğraf günleri sayesinde edindiğimiz izlenimlerimizin asıl ürünlerini bizlerde bir gün ürettiğimiz fotoğraflarımızla verebiliriz. Fotoğraf günlerini izleyenlere ve kendine fotoğrafçı diyen ama fotoğraf günlerini ya da fotoğraf etkinliklerini izlemeyenlere bildirilir...

Fotoğraf sizin için ne anlam taşıyor peki? Bu sorunun cevabını en kısa zamanda bulmanız ve de böylesine güzel nice fotoğraf etkinliklerinde buluşmak umuduyla...

(Fotoğraf Günleri kapsamında yer alan tüm etkiliklerin ve katılımcıların isimleri FSK’dan ve Fotografya 13. sayıdan öğrenilebilir.)




 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa