Editör

Bülent Irkkan

Yayın Kurulu

Tülin Ağca
Leyla Benli
D. Esra Ertürk
Elif İnan
Nejat Kutup
Fulya Köse
E.Kemal Mert
Doğanay Sevindik
Tacettin Teymur
Aylin Yılmazbayhan






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
"Fotografi, Süreçler, Kendi" Faruk Atalayer

“Fotografik ürün (en kötü çekim, en kötü basım bile) varlık olduğu için nesneldir. Ama hem gerçeğe ilişkin teknik kopya hem de çekicisinin özel bilgisini içerdiği için yapay bir tasarım varlığıdır. Fotografik ürün tüm bu niteliklere karşın, öznel bir varlıktır, çünkü o bir zeka yansımasıdır.” (F.ATALAYER)

Fotografi’de yaratıcılık; ileriye, öteye, farklıya, bilinmeyene, görülmemişe, farkedilmemişe ulaşabilme gücüdür. Olanı anlayan, olmayanı arayan, bilinmeyeni bulup-ele geçiren, türemeyi kurgulayıp-düzenleyen, kendine özgü yorumu görselleştiren ise fotoğraf sanatçısıdır. “Yaratıcılık insan organizmasının, cevval, atak, parıldayan bir beyin-zihin bireşimidir. Her normal insanda, “az biraz” vardır. Açığa çıkması, yaşam biçimine dönüşmesi, kişiliğin niteliği haline gelmesi ise; iç-dış koşullara, etmenlere, ortama, döneme, vücut sıvılarına, nöro-kimyaya bağlıdır. Ne olursa olsun, salt insan değiştirme, seçme, kurgulama, yineleme, düzenleme, denetleme gücüne sahiptir. Bu gücün, güzellik değerleri ile biçimlenişi ise, estetik yaratıcılıktır.

Yetinmeci, bağımlı, uymacı, sıradan, kalıplı geleneksel her kişi “normaldir” ve olağandır. Yaratıcı insan hem birey olarak olağan dışıdır, hem de ürettiği değer olağan dışıdır. O her insanda bulunan “az-biraz” gücün; özel, özgün, özgür olma istemliliği ve aşkı ile gelişip, kişiliğin temel niteliğine dönüşme bireşimidir. Fotografi dili ve tekniği, her insana, her normal insana bu “şansı” sınırsızca, kolayca, kasıp-germeden, tanıyan bir dildir. Normal insan görme, seçme, sunma ile ilgili çatışkı ve eğilimlisini keşfedip-görselleştirdikçe, durdurulmaz bir gelişimle “çekim eylemliliğine” sıçrayıp farklılaşabilmektedir.

İçteki, özdeki, beyindeki yaratmanın güçlerini keşfedip-farkeden birey dönülmez yolculuğa fotografi ile çok kolay başlar.

Keşfedilen, eleştirilen ve işlev kazanan her yaratıcı güç, hem hırsı, hem çekim yoğunluğunu-çalışmayı, hem de derinleşmeyi sağlıyor. Gücünü fark eden, gücünü kavrayan insan her türlü zorluğa, her türlü olanaksızlığa, baskıya, geleneksel-egemen sınırlayıcılara karşın, kendini estetik başarıya tetikliyor.

Çünkü, insanın kendisini anlamada, anlatmada, iletişimde fotoğrafın maddi ögeleri yüksek bir teknikle gerçekleşme kolaylığı sunuyor. Fotografiyi, kişiyi çizmeyi, lekelemeyi, tonlandırmayı, renklendirmeyi, perspektifi çizmeyi, ölçülendirmeyi, oranlamayı belleyip-yeteneklendirme gibi bir eğitime gereksinim duyurtmuyor. Bu ise seçme, farketme, yargılama ve kararda bireyi “normalin üstünde” bir yeteneklenmeye itiyor. Kişi çok hızla özelleşiyor, özgürleşiyor. Fotografi “yaratıcı insan” gelişimine kolay, pratik ve çok zengin dil olanaklarıyla yüksek bir katılım sağlıyor.

Sıradışı, olağandışı, normal dışı her oluş; eskiyle, egemenle, yürürlükte olanla karmaşık sorunlar yaşar. Bu çatışkı, çelişki ve sorunların netleşip çözümlenmesinde “yeni” yapının ayakta kalmasında, fotografi süreçleri; kalıcı, ilerletici ve geliştirici olarak iki alanda önem kazanır: Fotografi dilini “öğrenme süreci” ve “avcılık” süreçleri.

Fotografide öğrenme süreci, öğrenme istemi ile başlar. Öğrenme istemi sosyal oluşumdan daha çok, kişinin iç dünyası, hormonal yapısı, nöro-kimyası ile ilgili “dürtüler” ile harekete geçer. Öğrenme teknik, görsel, etik, estetik, felsefi kültürel alanlarda “sınırsız ve sonsuz” bir gelişim sergiler. Özellikle fotografide her biliş değişimleri, fotograf varlığı olarak üretildikçe; yeni farklı bilme-görme-edinme hırsını, merakını tetikler. Kuramsal edinişler ne olursa olsun, deklanşöre basma oranı, yoğunluğu, bilmenin-gelişmenin göstergesi olur. Kesintisiz (rastlantısal aralıklarla bile olsa) çekilme, dinleme, izleme, görme, görüntü okuma ile birey “normal insan” koşullanmalarını aşarak şu nitelikleri edinir.

Fotografide başarının (kendini sevmenin, kendi olmanın) temel aşaması; eğitimle başlar. Fotografi eğitim süreci, klasik plastik sanatlardan çok farklıdır. İster üniversite, ister kurs biçiminde olsun; fotografide eğitimin oluşumu daima “kendisi için varlık” olabilecek bir iletişim biçimindedir. Bu nitelik eğitime, fotografinin yalın dil yapısından yansır. Eğitici seçer, eğitici bilir, eğiticiler disipline eder, eğitici uyulandır, eğitici otoritedir vs gibi eğitileni, öğrenmenin “nesnesi” konumuna getiren bir eğitim değildir.

Sevgi duyusu, sonuçda birini bağımlı ve ezilen oluşumuna getiriyorsa; denetleyen, egemen olan birini de “sahip” kılıyordur. Bu bencil, hatta sadistik bir egemenlik kurmanın zevkine dönüşmedir. Çünkü, fotografi eğitimine kendi gönülbirliği ile katılan biri; ayırdına vardığı “ben olmayacağının” varlığı bilinciyle, dili öğrenmek istemektedir. Eğiticilerde çoğu zaman katılımcılardır. Eğitilenin iç çatışmalarının dili ile, fotoğrafın dili bir uzlaşma içerir. Bu aşamada bakma yerine görme, basma yerine deklanşörle “sevişme”, detay görmeden farklı açı ve yükseklikle kod sağlama bir “vaaz” anlayışı ile değil, özneler arası paylaşımla edinilmektedir. Bireyler konuşabilmekde, sorabilmekde, tartışmakta ve daha önemlisi “okuma-eleştiri” seansları ile rutin değerleri, farklı yapıları izleyebilmektedir. Fotograf eğitimi, salt bir teknik, bir mekanik eğitim değildir. Dilin doğası bunu elvermemektedir. Sonuçları ise (iyi -yada kötü- başarısız) hemen uygulanabilen bir teknik-pratikliğe sahip olduğundan, dönüşümler hızlıca gerçekleşmektedir. Kendi değerleri ile, kişiye yaşamı “hemen üstlenme” olanağı tanıyan fotografi eğitimi, yalın ama kalıcı süreklilik doğurur. Bir ömür boyu sürer. Güdü dünyası ile başlayan yolculuk, simgeler dünyasında en etken “müdahaleye-değiştirmeye” kurgulamaya elverdiğinden, devamlılık içerir. “Kendi” ile diyalektik bağlar kurmaya olanak veren fotografi eğitim ve bilme süreçleri, geçmişten koptukça, “şimdi ve yarın” öngörüleriyle dinamik bir katılım yaratır. Birey özgürleşip ve özgünleştikçe öğrenme alçakgönüllüğünün alanı da genişler. Fotoğrafın ikinci temel süreci; deklanşöre herhangi biri gibi olmayan basma anları, görüntü yakalama momentleridir. Yaşam hem toplumsal, hem doğasal boyutta bir “konular evreni” kaosudur. Karmaşık, yüksek tınılı bir “görüntü gürültüsü” içinde; kendi olan birey fazla bir sıkıntı çekmez. Çünkü her deklanşöre basış, artık kendisinin iletisi, anlatısı, yazımı ve görüşüdür. Olan biten herşey her konu “durağan, yalıtılmış, bağlantısız” konular olmaktan çıkar. Tersine diyalektik bir biçemde karşıtlıklar ilişkisini sergiler. Kişinin kendi ilişkisi nasıl yakınlaşmışsa, konuları bulunduğu insan-dünya ilişkisini sergiler. Kişinin kendi ile ilişkisi nasıl yakınlaşmışsa, konuların bulunduğu insan-dünya ilişkisi alanı da yakınlaşarak birey için belirgin duruma gelir.

Neden; katıldığı eğitim süreçleri ile birey; nerde olacağını, nerde duracağını, hangi içeriği seçeceğini, nasıl göreceğini bilincin üstünde, refleksleştirmiştir. Karar, seçme, çerçeveleme anları, bir “estetik sezme” hünerine dönüşmüştür. Birey özgürleştikçe geleneksel korku, kaygı sınırlarını aştıkça; daha yakın, daha ince, daha derin seçicilikler edinir. Her seçim; izinde bir içerik, bir eleştirisel yorum olur. Sınırlar egemenliklerce çizilmiş konular, tabular dışında, kendine özgü sınır durumları görselleştirir. Gerçeklikleri, gerçekten bilme ve bildirme diyalektiği, özgürlük ve özgünlüğün nesnel yansımalarıdır. Kendiyle barışık olan, tüm egemen sınırlara karşın, “deklanşörle barışık olandır.” Seçme, çekme, sunma süreçleri, fotografi dilinin doğasında böyle bir evrensel niteliğe sahiptir.

Fotografi; sanıldığı gibi salt “teknik bir süreç” değildir. Fotograf “çok kısa zaman diliminde” görüntüyü kaydetme; akışkan bir yaşam anının dondurulmasıdır. Üretilmiş nesnenin durağan olması, hatta durağan bir pozda izlenmesi, fotografı basit bir teknik operasyon çalışmasına çevirmez. Çünkü, kadrajlanmış her kare; bilme, öğrenme, deneme, yakalama vs olarak gelişen bir geçmiş süreçler zincirinin sonucudur. Başlangıcından itibaren kuramsal, gözlemsel, eleştirisel, deneysel gelişme süreci, fotograf diliyle kendini anlatacak bireye şu nitelikleri (eğitim-öğretim süreçleri ile) kazandırır.

  1. Etkili görüntüyü bulma; görüntünün hedef kitleyi ne kadar, nasıl ve ne ölçüde etkileyeceğinin bilincine ulaşmak
  2. Zamanındalık; görüntü kaosunda, sadeleştirip düzen içinde o anı seçip, sade bir düzenle yakalamak
  3. Yöresellik; içinde yaşanılan, doğulan kültür ve doğa değerlerinin öneminin, evrensel olacağının bilincine varmak
  4. Sıradışılık; bilinen, kanıksanan bir gerçeklik bile farklı bir düzenlemeyle, tasarımla, sunumla, “yeni” olarak yorumlama çabasına ulaşmak
  5. Çatışma; görüntüde temel, öz dramayı yakalamak
  6. İlgi; ilgiyi, çekiciliği sağlayan görüntünün, açı, uzaklık, yükseklik kesme, ışık ve içerik değerlerini sezmek
  7. Görsel düzenleme; kadraj, bir biçimler kaosundan seçmedir. Görüntü kirliliğinden ve gürültüsünden yalın olanı çerçeveleyebilmek, etkin kompozisyonu yakalamak
  8. İnanırlık; fotografinin bilgilendirme ve inandırma niteliğinde gerçeği izleme güvenini verecek etik ve estetik değerlere ulaşmak
  9. Çağrıştırma; görüntünün, içeriğinin edilgen olmayan, eş zamanlı yan anlamlar verecek tasarımlama gücüne erişmek
  10. Oradalık; izleyenin görüntüyle özdeşleşmesini sağlayacak orada olma duygusunu verecek görüntüyü sunmak
  11. Tutarlılık; biçim, renk, doku, ışık değerlerinde süreklilik kimliğine ulaşmak
  12. Biçim (Tarz); özel, özgün bir anlatı diline ulaşmak
  13. Seçme, çekme ve sunma; Bireyin kendisiyle barışık duruma gelmesini, kendini sevmesini de süreç içinde oluşturur
  14. İçerik (Öz-anlam); her varlık bir öze, içeriğe daima sahiptir. Farklı, yeni, çekimli içeriği bulmak
  15. Felsefe; felsefe varlığın, gerçeğin yansımasıdır. Görsel gerçeklik, gerçeğe erişin, yüceliğin edinilmesini sağlar

Her deklanşöre basış her an, her ışıkta “dans”, ardıl, iç içe süreçlerle, bireyde “sıradışı” bireysel yetenekler, nitelikler geliştirir. Bu, fotografinin salt bir deklanşöre basma mekanikliği olmadığını gösterir.

Geçmiş süreçlerin kazandırdığı tasarım refleksi ya da o anki geliştirilmiş görsel zekayla tasarımlama, süreçler sonunda açığa çıkar. Kişi nerde olması gerekiyorsa, orda bulunmayı “estetik bir güdü-dürtü” refleksi olarak edinir. Bu ise bireysel varoluş kazanımının en görkemli göstergesi olur.

Geleneksel olan, normal olan her şey özgür ve özgün her değeri yok eder. Hatta, “özgürlüğü savunucu” sahte gönüllüleriyle, egemen olanları kamufle eder. Her edinme, her bilme, her deklanşöre basma, süreç içinde “eleştirisel bir bilinci” uyandırır. İç çatışmaları, doyumsuzlukları ve dürtüleriyle yola çıkan kişi; bireysel – sosyal hoşnutsuzlukların görsel ifadesinde etkinlik ve keskinlik kazanır. Bu insanı birey olmaya zorlayan, görme (bakma değil), seçme, yargılama, kadrajlama vs. Özelleri ile fotograf dilinin süreç içinde kazandırdığı gerçek bir özgürleştirme dinamiğidir.

Özgürlüğün bir çok özelliği ve tanımı vardır. Ama en temel belirleyicisi “kendi” olmayı becermedir. “Kendi olamayanlar, hatta kendini “kendi” gerçeğine kapatanlar; normal-sıradan, herhangi insanlardır. Tipik göstergeleri ise kendileri gibi olmayan boş, yalan saymalarıdır. Fotografi dili ise, insanın gerçeklikleri daha iyi, daha yakından, daha derin (empatik) görmesini sağlar. Yakın haldeki dünyayla, gerçeklerle karşılaşmaktan “korkmamayı” edinirler. Kendileştikçe, özgürleşirler. Fotograf süreçlerinde özgürlük ve özgürlük kazanımları, fotografi diliyle yaratıcılığın bireysel değerleri olur. Çünkü, normal-sıradan olduklarında asla sahip olamadıkları “yaratma” ile gerçek, yaşayan, ruhlu insan olmayı kazanmışlardır. Bu alanda daha fazlasına sahip olma hakkını yakalamışlardır. Kendi “çabalarıyla”, riskleri göze alma cesaretleriyle; pratik, yalın bir fotograf dili sayesinde, becerikli ve çalışkan bir niteliğe ulaşırlar. Kısaca fotografi tüm horgörmeler, küçümsemelere karşın; deklanşöre basmak gibi görünün kolaylığına karşın; daha çok, daha yaygın bir “yaşayan özne” yaratma dilidir.

Sonuç; fotografa bulaşmak, fotograf mikrobunu almak, insanın içinden gelen “oluş” çelişkileriyle başlar. Ezilme, birey olamama, tanımlı, icazetli rolleri yaşama ve hastalıklı bağımlılıklara karşı, “kendi” olma istemi ve dürtüsü ile başlayan süreç, kimi hızlı kimi yavaş zincirleme gelişmelerle insanı özgür ve özgün birey olma dönüşümüne sıçratır. Özgürleşme ve özgünleşme; topluma, gelenekselliklere, nesnelliklere, doğaya, teknolojiye ve izmlere karşı mücadele; “kendinin” doğrudan bireyin üstlenmesini sağlayacak ucuz, yalın, kolay bir fotografi dili ile yaşama geçer, edinilir.

Yaratma; seçme, kurma, tasarlama ve gerçekleştirme (en azından deneme), girişme, görebilme, farkedip şaşırma ve risk alabilme (göze alabilme) özgürlüğüdür. Böyle bir bileşime ulaşabilmek için; etkin ve sorumlu bir birey, “kendi” olmak gerekir. Bağımlı, sıradan köle ve ezen bir çarkın dişi olmaktan, özgü ve özgün bireyselliğe dönüşmede fotograf dilinin süreçleri insanlara “yaratmada” sınırsız bir şans tanımaktadır.

* Önemli bir dipnot : İnsanların fotograf sanatına yönelişlerindeki iç ve dış çatışkılara bağlı olarak; fotograf dilinin süreçleri ESTETİK ROBOTLAR oluşturmaz. Tersine dünya ile birlikte olan, gerçekten yaşayan estetik canlı bileşimleri yaratır. Fotografi insanın kendi ile barışmasını ve kendini sevmesini sağlar.




 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa