Editör

Bülent Irkkan

Yayın Kurulu

Tülin Ağca
Özlem Bağcı
Leyla Benli
D. Esra Ertürk
Elif İnan
Nejat Kutup
Fulya Köse
E.Kemal Mert
Doğanay Sevindik
Tacettin Teymur
Aylin Yılmazbayhan






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
    Sayılar    Sayı 13    Eğitim     Temel Eğitim : Işık
Temel Eğitim : Işık Elif İnan

Işığın yaratıcı olarak fotoğrafçılıkta kullanılması başlı başına bir san'attır. Bunun için kesin kurallar verilemez. Ancak ışığı kullanmanın yolları ve kullanılacak aydınlatma kaynakları açıklanabilir. Bu bölümde ışığın aydınlatmada kullanılması için gerekli aydınlatma kaynaklarından, ilerideki muhtelif konuların fotoğraflarının çekimlerine ait bölümlerde de bu konularla ilgili aydınlatma şekil ve ilkelerinden bahsedeceğiz.

Bir cismin fotoğrafının çekilebilmesi, yani ışığa karşı duyarlı film üzerinde bir görüntüsünün elde edilebilmesi için bu cismin ya bir ışık kaynağı olması ya da yansıtması için aydınlatılması gereklidir.
Aydınlatmada kullanılan ışık kaynakları doğal ışık kaynakları ve yapay ışık kaynakları olmak üzere iki gurupta sınıflandırılırlar.

DOĞAL IŞIK KAYNAKLARI

Doğal ışık kaynaklarının başında güneş ışığı ve gökyüzü gelir. Açık havada gün ışığının sağladığı aydınlatma, aslında güneşten gelen ışınlarla, göğün yansıttığı ışınların toplamından ibarettir. Bulutsuz bir günde bu iki kaynak birbirinden bağımsız birer etmen halinde mevcuttur. Ve böyle bir günde, gün ışığı 'beyaz'dır. Yani eşit oranlarda mavi, yeşil ve kırmızı renkleri kapsar.
Bulutlu bir günde ise bu iki aydınlatma kaynağı olan güneş ve gökyüzü bir ışık kaynağı halinde birleşmişlerdir.
Yapay ışık kaynaklarının verdiği ışık miktarı ve renk ısı derecesinin, durağan olmasına karşılık gün ışığının renk niteliği hiçbir zaman durağan değildir. Güneşin sağladığı ışığın veyahut gökten yansıyan ışığın renginin değişmesi veyahut bu iki ışık kaynağının sağladığı ışıkların karışım miktarlarının değişmesi gün ışığı renk niteliğini devamlı olarak değiştirir.

Önden gelen ışık
Işık kaynağı konunun önünde fotoğrafçının arkasındadır. Konu bakış yönündeki her noktasından eşit miktarda aydınlanmış ve hiç gölge yoktur. Gölgenin yokluğu derinlik duygusunu yok eder. Bu tür ışık detay verme ve renkleri gösterme açısından çok etkilidir.

Yandan gelen ışık
Daha güçlü ve zengin görüntüler elde edilir. Sağ veya soldan gelen ışık gölgelere neden olduğu için görüntünün dokularını daha belirginleştirir. Yandan gelen ışıkla oluşan bu gölgeler fotoğrafa derinlik duygusu kazandırır. Doku ve desen çekimlerinde bu ışık kullanılmalıdır.

Gölgelerin oluşturduğu kontrast çok yüksek ise gözün görebildiği detayları fotoğrafta göremeyeceğimizi söylemiştir. Bunun için dolgu flaş kullanarak yüksek kontrast düzeyi düşürülebilir.

Ters ışık
Işık kaynağı konunun arkasında fotoğrafçının önündedir. Ters ışıkta fotoğraf çekmek çok zordur ama çok etkili fotoğraflar elde edilebilir. Önden gelen ışıkta nesnenin görmediğimiz tarafını aydınlattığı için bakış yönümüzde detaylar kaybolur ama nesnenin dış formu belirginleşir. Konunun etrafındaki ışık hüzmeleri fotoğrafı güzelleştirir. İstenirse nesne dolgu flaşı ile aydınlatılabilir. Bunu fotoğrafa yükleyeceğiniz duygu belirler.


Üstten gelen ışık
Işık kaynağının konu üzerine tam tepeden gelmesidir. Bu durumda kontrast yüksek olacağı için bu durumlarda fotoğraf çekilmesi tavsiye edilmez. Bu durumlarda fotoğrafı çekip çekmeyeceğinizi yine sizin fotoğrafa vermek isteyeceğiniz duygu belirleyecektir.

Noktasal ışık
Işık kaynağının bulutlardan, ağaçlardan yada başka açıklıklardan gelerek konunun bir bölümünü aydınlanmasıdır. Gündoğumunun hemen sonrasında veya günbatımından evvel, yağmurdan sonra bulutların arasından çıkan, ormanda ağaçların veya yaprakların arasından çıkan ışıkların hepsi noktasal ışıklardır. Bu tür ışık kaynakları ile son derece güzel fotoğraflar çıkar.

Dolaylı gelen ışık
Işık kaynağının diğer cisimlere çarptıktan sonra ilk gücünü kaybedip konumuzun üzerine düşen ışıklardır. Kapalı veya bulutlu havadaki ışıktır. Işığın konu üzerine düşen zamanda nasıl dağıldığı nasıl yansıdığına bağlı olarak farklı özellikler gösterir. Dolaylı ışık alan ortamlarda çekim yaparken düşük enstantane değerleri kullanılmak zorunda kalacağımız için sehpa ve daha hızlı filmler kullanmak gerekir.

BİR GÜN İÇİNDE, GÜN IŞIĞI RENK NİTELİĞİNİN GEÇİRDİĞİ DEĞİŞMELER

Güneş doğmasından hemen sonra ve güneşin batmasından evvelki bir saat içersinde güneş ışığının daha uzun bir yol aşması nedeniyle atmosfer içindeki dağılma daha büyüktür. Beyaz ışığı meydana getiren spektrumun çeşitli bantlarının dağılma miktarları ayrımlıdır. Mavi ışık bandı en fazla dağılır. Bu nedenle, bu saatlerde gün ışığında mavi ışık miktarı çok az ve yeşil miktarı ise mavi kadar dağılmış olmamakla beraber, gene de azdır. Bu tip aydınlanma altında çek1len renkli fotoğrafta konunun direkt ışık alan kısımları sıcak bir tonda yani normal renginden daha turuncumsu-sarımsı görünüşte ve konunun direkt güneş ışığı düşmeyen kısımları, yani gölgeli kısımları anormal olarak mavi çıkacaktır. Eğer bir gün batışı manzarası isteniyorsa bu tip bir fotoğraf belki doyurucu olarak karşılanabilir. Fakat konunun gerçek renklerinin saptanması gerektiği bir durumda, böyle bir fotoğraf doğal olarak doyurucu olmayacaktır. Diğer taraftan bu şekilde aydınlanma sonucunda meydana gelen renk bozukluğunun düzeltilmesine hiç bir şekilde olanak yoktur. Çünkü konunun üzerine düşen turuncumsu rengini gidermek için kullanılacak her hangi bir filtre, konunun aydınlanmayan gölge kısımlarının mavimsi rengini daha fena şekilde mavi yapacaktır. Güneş ve gök olmak üzere, iki aydınlatma kaynağı olduğu için ikisinin bir arada bir filtre ile düzeltilmesi olanağı yoktur.

GÜN TİPİNE GÖRE GÜN IŞIĞI NİTELİĞİNİN DEĞİŞİMLERİ

İki ışık kaynağının varlığı, yani güneşten gelen direkt ışıkların ve gökten yansıyan ışıkların varlığı bulutsuz bir günde çok daha belirlidir. Fakat bulutlu veya puslu bir günde ise bu belirlilik az çok kaybolur. Büyük beyaz bulutlar veya hafif pus, gün ışığını konunun gölgeli kısımlarına yansıtır ve böylece direkt gün ışığı altında yani gökte hiç bulut olmadığı zaman çekilen fotoğraflarda konunun gölgeli kısmında meydana gelecek mavimsi görünüşü azaltırlar. Puslu güneşli günler konunun renklerinin olabileceği kadar saptanması istenen hallerde açık havada fotoğraf çekmek için en elverişli günlerdir.
Diğer taraftan tamamiyle kapalı bir günde bu iki ışık kaynağı ortadan kalkmış, bunun yerine yaygın ışık veren tek bir ışık kaynağı geçmiştir. Bu tip bir günde çekilen renkli fotoğrafta gölgelerin veyahut güneşle aydınlanmamış parlak kısımlarının olmayışı fotoğrafa bir cansızlık, üçüncü boyut yokluğu meydana getirir, Bu etki, bu tip aydınlanma altında renklerin daha solgun saptanması nedeniyle daha da belirli bir şekilde ortaya çıkar.
Bulutsuz bir günde gün ışığının renk sıcaklık derecesi daha yüksektir. Yani renk dengesi daha mavimsidir. Açık havada bir konunun gölgede kalan kısımları yalnızca etrafından yansıyan ışınlarla ve gök yüzünden düşen ışınlarla aydınlatılmıştır. Bu nedenle gölgede bulunan konuların fotoğraflarının çekilmesi halinde bunların mavimsi bir renk niteliğinde olduğu görülür. Özellikle insan yüzü ve derisi üzerinde bu etki kendisini gösterir. Bu olay kar manzaralarının veyahut beyaz konuların renkli fotoğraflarının çekilmesinde de görülür.

AYDINLATMA VE AYDINLANMA KONTRASTI

Açık havada gün ışığında çalışan bir fotoğrafçı konu aydınlatmasını nasıl bulmuşsa o şekilde kullanmaya zorunludur. Yalnız güneşin yönü ışık şiddeti ve gün boyunca geçirdiği veya mevsimsel değişmelerden kendi işine uyanı seçebilir.
Bulutsuz bir günde, açık havada aydınlanma koşulu, stüdyolarda kullanılan ana ve yardımcı ışık ile sağlanan aydınlatma şekline benzetilebilir. Doğal olarak burada güneş yaygın olmayan ana ışıktır ve konunun üzerine düşen ışığın büyük bir kısmını oluşturur. Diğer taraftan gökten gelen ışık ise yaygın yardımcı stüdyo ışığının görevini görür. Güneşin verdiği ışığın şiddetinin daima sabit olmasına karşın göğün sağladığı ışığın şiddeti büyük değişiklikler gösterir. Bu iki ışığın karışım miktarı gökteki mevcut bulutların miktarına bağlı olarak değişir. Bulutsuz bir günde konunun güneş altında olan kısımları ile gölgede olan kısımlarının birbirine oranı, aydınlanma oranı 1/7.dir. Tamamiyle bulutsuz ve kapalı bir günde konu üzerine düşen ışığın şiddeti çok azalacağından konunun gün ışığı altında bulunan kısımlarıyla gölgede bulunan kısımları arasındaki aydınlanma ayrımı ortadan kalkarak her taraf aynı şekilde aydınlanmış olacaktır. Bu durumda konunun aydınlanma oranı l/l'e yani 1'e kadar düşer.
Bir konunun açık havada aydınlatma kontrastı, konunun üzerine düşen ışığın yönüne ve konunun etrafındaki diğer maddelere bağlıdır. Pratikte açık havada rastlanan aydınlanma kontrastı birçok durumlarda 1/7'nin üzerine, 1/60'a kadar çıkar.

AYDINLANMA KONTRASTININ KONTROLU
Manzara fotoğraflarının bulutsuz bir günde, gün ışığı altında çekilmesi halinde en iyi sonuçlar elde edilir ve sonuç çok kontrastlı değildir. Diğer taraftan yakın mesafe fotoğrafları için en iyi aydınlatmayı puslu havada güneş ışığı sağlar ve bu durumda yardımcı bir ışık kaynağına gereksinme olmaz.
Konunun arkadan veya yandan aydınlatılması gibi özel aydınlatma teknikleri kullanıldığı ve özel etkiler elde edinilmesi istenen durumlarda 1/8'e kadar büyük aydınlatma oranları kullanılabilir. Renkli fotoğrafçılıkta ise tavsiye edilen aydınlatma kontrastı 1/2 ve 1/3'tür. Bir konunun aydınlanma kontrastı o konunun aydınlık ve gölgede bulunan kısımlarının pozometre ile ölçüleri alınarak saptanabilir.
Görülüyor ki açık havada gün ışığında çalışan bir fotoğrafçının esas aydınlatma üzerinde hiç bir kontrol olanağı yoktur. Ve esasında doğal aydınlatma konunun karakterinin bir parçasını oluşturduğundan esas aydınlatmayı değiştirmeye de gerek yoktur.
Bina içlerinde fotoğraf çekmeğe gelince, burada konunun aydınlatılması tamamiyle fotoğrafçının kontrolü altındadır. Bu halde fotoğrafçı konusunu seçmek, kompozisyonunu yapmak ve onu aydınlatmak zorunluluğundadır.
Aydınlatmada fotoğrafçının kontrolü altında olan malzemeler sınırlı olup bunlar da reflektörler ve spotlardır. Tek bir ışığın konunun görünüşü üzerine yapacağı etki birkaç yoldan kontrol edilebilir.

1- Konunun üzerine düşen ışıkların açısı değiştirilebilir. Yani ışık yatay olarak düşey olarak veya aradaki herhangi bir açıdan konu üzerine yöneltilebilir.
2- Işığın konuya göre uzaklığı değiştirilebilir .
3- Işığın konuya göre durumu değiştirilebilir. Işık konuya önden, arkadan veya aradaki herhangi bir yönden yöneltilebilir.
4- Işık kaynağındaki lambanın gücü ayarlanabilir.
5- Işık önüne gerilmiş beyaz müslin gibi dağıtıcı bir ekran konarak ışığın yumuşatılması ve daha fazla bir alana yayılması sağlanabilir.
6- Işık kaynağı önüne konan filtrelerle ışığın renk ısı derecesi kontrol edilebilir.

Bütün bu değişik kontrol şekilleri tek bir ışık kaynağı üzerinde uygulanabilir. Tek bir lamba değil de herhangi bir sayıda lamba kullanıldığında her lamba diğerinden bağımsız olarak yukarıda söylenilen altı şekilde kontrol edilebilir. Buna göre örneğin iki lamba kullanılırsa 36 ayrı lamba kontrolü şekli ortaya çıkar.Ve bu her bir kontrolde en aşağı 10-12 ayrımlı durum meydana getirilebildiğine göre yalnızca iki lamba kullanmayla fotoğrafçının kontrol olanaklarının ne kadar olduğu görülebilir.
Olur olmaz yerlere ışıkları yerleştirerek fotoğraf çekmeğe kalkmak başarılı sonuçlar vermez. Fotoğrafçı işe başlamadan önce kullandığı ışık kaynaklarının konu üzerinde meydana getireceği etkileri hesap edip gerekli kontrolleri yaptığı zaman, doğru konu aydınlatmasını elde etmiş olur.

RENK

Spektral renklerin dünyasına ilk defa 1876'da fizikçi Sir Isaak Newton girmiştir. Daha sonra renkli algılamada üç rengin yeterli olacağını "Young" dile getirmiştir. "Maxwell" bu üç rengi görünür ışık spektrumunun başı, ortası ve sonuna denk gelecek şekilde "Kırmızı", "Yeşil" ve "Mavi" oo o olarak saptamıştır. Ancak üç reseptörün bulunması 1957'de fizyolojist "Rushton" a kısmet olmuştur. Rushton gözde "Erythrolabe" (Kırmızıya duyarlı) "Chromolabe" (Yeşile duyarlı) ve "Cyanolabe" (Maviye duyarlı) adını verdiği üç reseptör tespit etmiştir. Bu üç reseptör birlikte uyarıldığı zaman beyaz, hiç biri uyarılmadığı zaman ise siyah algılanır. İki reseptörün birlikte uyarılmasından ikincil renkler algılanır.
%50 o Kırmızı + %50 o Yeşil = o Sarı
%50 o Yeşil + %50 o Mavi = o Turkuaz
%50 o Kırmızı + %50 o Mavi = o Magenta (Mor)
%33 o Mavi + %33 o Kırmızı + %33 o Yeşil = o Beyaz

Bu üç reseptörden filogenetik olarak belli bir dalga boyuna ilk özgünleşen mavidir. Kırmızı ve yeşil maviden daha sonra ayrıldığı için bu renklerle ilgili renk körlüğüne daha sık rastlanır. Algılanan bilgiler beyinde oksipital loba taşınır. Burada V1 adındaki alanda renk ve renkli formlara duyarlı hücreler blob denen kümeler oluşturur. Siyah/Beyaz formlara duyarlı hücreler ise interblob alanlarda toplanmaktadır. Renk bilgileri daha sonra yine oksipital lobda olan V4 alanına taşınır. V4 renkli algıya ayrılmış özel alandır. V4'de oluşan problemler akromatopsi (renkli algının bozulması) ile birlikte seyreder ve hasta dünyayı grinin tonlarında algılar. Renk belleği ise genelde sözel ve duygusal renk bellekleri olarak yapay bir şekilde sınıflanır. İşin bundan sonraki kısmı sanatçıların ve psikologların alanına giren konulardır.

"Newton" daha sonra kendi geliştirdiği renk halkasını uç uca birleştirerek spektrumda eksik olan Magenta rengini oluşturdu. Daha sonra bu halkayı 12'ye bölerek renklerin sistemli bir şekilde değerlendirilmesinde belki de ilk adımı atmış oldu. Bauhaus sanat okulunda renk eğitimi veren "Iten", öğretisini bu temele dayandırdı.

Boyaların karıştırılması sonucunda ortaya çıkan renkleri açıklayan "Çıkartma" veya "Substraksiyon teorisine" göre Turkuvaz, Magenta ve Sarıo o o renkleri ile tüm renklerin aslına yakın röprodüksiyonu mümkün olmuştur. Bu üç renk günümüzün matbaası ve renkli filmlerin temeli oldu. Çıkartma teorisine göre ortak olan renk yansıtılır, geri kalan renkler emilir ve görülmez. Örneğin Mavi ve Yeşil reseptörleri uyaran Turkuvaz ile Yeşil ve Mavi reseptörleri uyaran Sarı boyaların karıştırılması sonucu her iki boyada ortak renk olan yeşil görünür, geri kalan renkler diğer boya tarafından emilir. Mavi sarı tarafından kırmızı ise turkuvaz tarafından emilerek yok olur.

%50 o Turkuvaz + %50 o Magenta = o Mavi
%50 o Turkuvaz + %50 o Sarı = o Yeşil
%50 o Sarı + %50 o Magenta = o Kırmızı
%33 o Turkuvaz + %33 o Magenta + %33 o Sarı = o Siyah


Gördüğümüz çoğu renk "absorpsiyon" yolu ile oluşmuştur. Burada bir madde, gelen ışıkta bazı dalga boylarını absorbe ettikten sonra geriye sadece göründüğü renge ait dalga boylarını yansıtır. Transparan maddeler yansıttığı renkte değil, içinden geçirdiği dalga boyları renginde görünür. Bazı floresan boyalar aldıkları ışığı dalga boyunu değiştirerek farklı bir renkte ve dalga boyunda yansıtırlar. Fosforesan boyalar ise aldıkları ışığı depolayıp uzun süre saçabilirler. Bazen ışığın kendisi renklidir. Işığın kaynağı Kırmızı alev gibi sıcak veya neon/ateş böceği kimyasal ışığı gibi soğuk olabilir. Sabun köpüğünde ve su yüzeyindeki ince filmlerde birbirine çok yakın iki yansıtıcı yüzey vardır. Oluşan renkler, iki ayrı yüzeyden yansıyan ışık dalgaları arasında oluşan interferans sonucu oluşur. Bazı kelebek ve böceklerdeki doygun mavi ve yeşiller, CD ve plaklardaki renkler, difraksiyon (saçılma) yoluyla oluşur. En değerli yeşil renk ($) bu yolla oluşur. Gök yüzünün mavisi ise, toz ve su parçacıkları tarafından saçılan kısa dalga boylarından oluşur.
Görme işi nefes alma gibi kendiliğinden gelişen bir eylem değildir. Çeşitli insanlar renk uyumundan bahsederken farklı şeylerden bahsettikleri çok kolay anlaşılabilir. Görünen şeyler renk, form, doku, gölge, hareket ve anlam açısından değerlendirilirler. Gördüklerimizi kıyaslama yoluyla değerlendirdiğimizi söylersek çok yanlış olmaz. Renk algılamasında insanların kıyaslama için kullandığı yedi kriter olduğunu öğrenmek, sınırsız renk dünyasında bizi kıyıya ulaştırır.

1. Renk kontrastı : Yedi kontrast arasında en basit kontrasttır. Renk kontrastı, renk dairesindeki renklerin en saf şekillerini kullanarak oluşturulabilir. İki renk ile bir kontrast yaratırken örneğin karşı karşıya gelen iki renk kullanılabilir. Mor/Sarı en basit diadlardan biridir. Triadlar renk halkasından eşkenar bir üçgen oluşturacak şekilde seçilebilir. Ressamların en çok sevdiği sarı/kırmızı/mavi bu şekilde oluşturulmuş güçlü bir triaddır. İkiz kenar üçgenlerin etkileri daha çok diadlara yakındır. Ayrıca kare kullanarak üç farklı tetrad yaratmak mümkündür.

2. Açıklık/koyuluk kontrastı : Gece/Gündüz tekrarlanan ve yaşamımızın en vazgeçilmez kavramlarından biridir. Aydınlık/karanlık, açık ve koyu kutuplarını açıklayan en güzel renkler Siyah ve Beyazdır. Beyaz gözdeki koni ve basillerin en şiddetli uyarılma, siyah ise dinlenme halidir. Grinin tonları ve tüm renkler, siyah ve beyaz arasında yer alır. Açıklık/koyuluk kontrastı grinin tonlarında kullanılabileceği gibi renklide de açık ve koyu renkler tarzında kullanılabilir.

3. Sıcak/Soğuk kontrastı : Yedi kontrast arasında en dikkat çekici kontrasttır. Alev ve sıcağı düşündüren renkler arasında sarı, turuncu ve kırmızı sayılabilir. Yapılan deneyde Mavi bir odada oturanlar, kırmızı bir odada oturanlara göre daha çabuk üşümeye başlamışlar.Sıcak/soğuk kontrastını bazı kelimelerin uyandırdığı duygularda görebiliriz. Gölge/Aydınlık, Şeffaf/Mat, Semavi/Dünyevi, Uzak/Yakın, Buzul/Çöl, Islak/Kuru vs. Sıcak soğuk kontrastı kullanılarak çok güçlü duygular elde edilebilir.

4. Doygunluk kontrastı: Renk dairesinin kenarında kalan renklerin hepsi doygun renklerdir. Dairenin ortasına yaklaştıkça doygunlukları azalır ve grileşirler. Renkler saf halleriyle dikkat çekici özellik taşırlar. Doygun renkler doğada genelde zehirli ve tehlikeli olmanın işaretidir. Saf renklere beyaz karıştırılınca daha barışçıl ve dinlendirici bir özellik kazanırlar. Siyahın karışması ile renkler hastalıklı ve melankolik bir özellik kazanır. Renklerin saf olarak kullanılması "ben önemliyim" veya "ben buradayım" anlamını taşır.

5. Komşuluk kontrastı: Büyük, kırmızı bir zemin üzerinde küçük, siyah bir kare ne renk görünür? Tuhaftır ama, kırmızıya komşu olan renkler koyu turkuvaz rengine doğru bir değişiklik gösterir. Göz başka renklere komşu olan renkleri komplementer renklere yaklaştırarak görür. Kırmızı kravatlar üzerinde siyah iplik kullanan üretici ipliğin siyah olduğu konusunda ısrar edince büyük zarara uğramıştır. Siyah iplik yerine kahverengi iplik kullansa idi, büyük zararın önüne geçilebilirdi. Beyaz etrafındaki renklerin parlaklığını azaltır ve sönük görünmelerine sebep olur. Siyah ise etrafındaki renklerin daha parlak ve canlı görünmesini sağlar.

6. Komplementer (tamamlayıcı) kontrast: Boyalar birbirine karıştırıldığı zaman, Siyah/Gri renk oluşturan renkler tamamlayıcıdır. Bunlar Turkuvaz+Kırmızı, Sarı+Mavi ve Magenta+Yeşildir. Fizyolog Hering'e göre, insan gözü gri rengi arar. Hering'e göre grinin anlamı göz dibindeki algılama hücreleri olan koni ve basillerin uyarılma durumunun dengelenmiş olmasıdır. Bu durumda birleşmesinden gri renk doğan renkler, "harmonik" sayılırlar. Toplamı gri olmayan renkler ise ilgi çekici veya uyumsuz olacaktır.

7. Alan genişliği kontrastı: Her rengin etkisi kapladığı alan kadardır. Ancak birden fazla renk söz konusu olduğunda hangisinden ne oranda kullanılacağı belirlenmelidir. Renkleri dengeye dayalı kullanmak amacıyla Gothe, renklere dikkat çekme özelliklerine göre ağırlık değeri vererek bazı rakamlar tahsis etmiştir. Sarı 9, Turuncu 8, Kırmızı 6, Mor 3, Mavi 4, Yeşil 6. Tüm renkleri kapsamamasına rağmen Gothe'nin değerleri benimsenmiş, bazı ressamlar bundan yola çıkarak bu rakamlar ile uyumlu alan ölçümlerini tekrar hesaplamışlardır. Sarı 3, Turuncu 4, Kırmızı 6, Mor 9, Mavi 8, Yeşil 6. Bu alan genişliği değerlerini kullanırsak denge için mor/sarı oranı 9/3 = 3/1 olmalı.

Renk küresi:
* Ekvator düzleminde Newton halkası: Kuzey Kutbunda parlak bir beyaz ve Güney kutbunda parlak bir Siyah bulunan bir küre düşünün. Kuzey ve Güney kutbunu bir birine bağlayan çizgi üzerinde tüm gri tonları bulunsun. Kürenin içini, orta eksene doğru doygunluğu azalan renkler doldursun. Ekvatorda saf renkler, kuzey'e doğru açık renkler, güney'e doğru koyu tonları içersin. Meridyenler üzerinde renklerin açık ve koyu tonları kaplamıştır. Ve işte renkleri oluşturma formülü.

Renk küpü:
Renk küpleri RGB teorisine göre yapılmış küplerdir. Başka bir ifade ile küp ile görünebilen tüm renkleri ifade etmek mümkün. Küpler RGB teorisinin görselleşmiş halinden başka bir şey değildir.XYZ eksenlerinde RGB değerleri belirli bir ölçek ile ifade edilince, en düşük değerden en yüksek değer kadar tüm renk tonlarını içeren küp şeklinde bir yapı ortaya çıkar. Bu küp üzerinde 0,0,0 noktasındaki renk siyah, 255, 255, 255 noktasındaki renk beyazdır. Diğer köşeler 3 birincil renk olan kırmızı, yeşil, mavi ve üç ikincil renk olan sarı, turkuvaz ve Magenta renklerine aittir. Küpün yüzeyine yakın bölümle genellikle doygun renkleri, siyah ve beyaz köşe arasında çizilen küpün içinden geçen hayali diyagonal'a yakın eksen doymamış renkleri içerir. Küpün tam ortası ise gridir.

RENK SICAKLIĞI

Işık Kaynakları(K)
Kızgın demir (Gözle görülen ilk kırmızılık) 800
Kızgın demir (Bayrak kırmızısı) 1250
Mum ışığı1900
60 W ev ampulü2800
100 W ev ampulü 2860
200 W ev ampulü2900
500 W projeksiyon ampulü3100
1000 W tungsten-halojen ampulü 3100-3200
Normal Floresan ampulü 3700
Daylight Floresan ampulü4800
Elektronik flaşlar6000-7000
Güneş ışığı5000-5500
Bulutlar 6000-6500
Bulutsuz gökyüzü7000-14000

Tablodaki, sıcaklıktaki cisimlerin sıcaklığı ile eşdeğer renkte olduğu hesaplanmıştır. Amatör piyasadaki filmlerin çoğu bu nedenle 5500K'de en iyi sonucu verecek şekilde üretilmektedir. Stüdyo fotoğrafçılığı filmleri paraflaş kullanımdan ötürü daha yüksek sıcaklıklarda sonuç verecek şekilde üretilirler. Ayrıca profesyonel paraflaş sistemlerinde renk sıcaklığı ölçüm sistemleri ve ayarları bulunmaktadır. Genellikle kullanılan 5500K'de sonuç verecek şekilde üretilmiş filmlerle, güneş ışığından başka ışık kaynaklarından yararlanırken olası renk kaymalarını önlemek için bazı hesaplar gereklidir. Kelvin sistemi kullanılırken hesaplar zor olduğundan Micro-Reciprocal Degree'nin kısaltması olan MIRED derecesi kullanılmaktadır. (MIRED = 1000000/Kelvin) Örnek olarak ev içerisinde Tungsten Işığı kullanılarak yapılacak bir çekimde sonuçların Turuncu çıkmasını önlemek için kullanmamız gereken düzeltme miktarı şöyle hesaplanmaktadır. Film MIRED değeri - Mevcut Işık MIRED değeri = (1000000/5500) - (1000000/2800) = 182 - 357 = -175 MIRED. Bu durumda toplam -175 MIRED düzeltme yapmamız gerekecektir. Bunun için -130 MIRED düzeltme yapan 80B numaralı Mavi filtreyi, -45 MIRED düzeltme yapan Açık Mavi 82C filtresi ile birlikte kullanmamız gerekecek. Açık mavi ve açık turuncu renkte olan filtreler renk düzeltme dışında fotoğrafa sıcak veya soğuk bir hava vermek için sık sık kullanılmaktadır.

Işık kaynağında dikkat edilecek başka bir özellik içerdiği Ultraviyole miktarıdır. Fotoğraf Emülsiyonlarındaki mavi katman UV'ye en duyarlı katmandır. Gözle görülememesine rağmen UV ışınları fotoğrafın Mavi çıkmasına sebep olurlar. Bu maviliği önlemek için renksiz olan bir UV filtresi veya UV ışınlarını süzme yeteneğine sahip SkyLight adında açık pembe filtresini kullanmak hem objektifinizi temiz tutacak hem görünmeyen ışınlar tarafından fotoğrafta meydana gelecek olan renk kaymalarını önleyecektir. Açık havalardaki aşırı UV bazen pozometreyi etkileyerek sonuçların koyu çıkmasına sebep olur. Bu durumlarda pozometrenin önerdiği değerden bir stop daha fazla pozlandırma sonucu çözecektir.

YAPAY IŞIK KAYNAKLARI
Yapay ışık kaynakları, katı ve sıvı yakıtlar yakarak ya da elektrik enerjisini ışık enerjisine dönüştürerek yapay ışık sağlarlar.

Tungten Fitilli Lamba : Tungsten fitilli lambanın sağladığı ışık, etkisi olmayan bir gazla doldurulmuş bir ampulün içindeki Tungsten fitilden elektrik akımı geçirilerek elde edilir. Akımın geçişi ile Tungsten fitilin akkor haline gelmesi sonucunda ışık elde edilir. Lambanın vereceği ışık miktarı ve renk ısı derecesi lambaya uygulanan akımın voltajına bağlıdır. Tungsten fitilli lambaların bir çeşitli evlerde kullanılan ampullerdir ki, bunlara da fitille, fitilin gücü kadar voltaj verilir ve oldukça uzun süre ışık sağlanır.

Ark Lambaları : Birkaç değişik tipte ark lambası vardır, fakat bunların çalışma ilkeleri aynıdır. İki elektrot arasından akım geçirilerek ışık elde edilir. En çok karşılaşılan tipi kömür elektrotlu ark lambalarıdır. Bu tip lambalar bugün de sinema projeksiyonlarında, projektörlerde kullanılmaktadır .

Buharlı Lambalar : Bu lambalar basıncı düşürülmüş bazı gazların içinden elektrik akımı geçirilmesi halinde gazların ışık yaymaları ilkesine dayanır. Yayılan ışığın dalga boyu gazın özelliğine bağlıdır ve bu ışığın meydana gelişi > denilen bir fizik olayının sonucudur. Işığın meydana gelmesi fitilli ve ark lambalarında olduğu gibi ısı ile birlikte olmayabilir. Bu tipin en çok karşılaşılan çeşitleri cıva buharlı ve sodyum buharlı lambalardır.

Floresan Lambalar : Fosforışıl lambalar da denilir. Bu, lambalar buharlı lambalar ilkesinin gelişmesinin sonucudur. İçi genellikle cıva buharı ile dolu bir tüpten oluşan bir buharlı lamba tipidir. Buharlı lambalardan ayrımı tüp iç yüzeyinin floresan bir madde ile kaplanmış olmasıdır. Floresan cisimler morötesi (ultra-viole ) ışınları kırmızı ışık haline çevirirler ve lambanın ışığını beyaz yaparlar. Floresan lambaların sağladığı ışığın renk ısı derecesi, kullanılan floresan maddenin özelliğine bağlıdır. Doğal gün ışığı ve sıcak etkili olmak üzere değişik renk ısı derecelerinde yapılırlar.

 

 

Flaş : Flaş ampulleri buharlı lambalar ilkesinin diğer bir uygulama alanıdır. Bunlardan başka fotoğrafçılıkta kullanılan yapay ışık kaynakları olarak, havagazı lambaları, asetilen lambaları, petrol lambaları. kandiller, magnezyum lambaları ve mum kullanılır.
Kaynaklar: The Encylopedia Of Photography, Refo FOTOĞRAF Sanatı Dergisi Sayı10-Ağustos 1989



 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa