Editör

Bülent Irkkan

Yayın Kurulu

Tülin Ağca
Özlem Bağcı
Leyla Benli
D. Esra Ertürk
Elif İnan
Nejat Kutup
Fulya Köse
E.Kemal Mert
Doğanay Sevindik
Tacettin Teymur
Aylin Yılmazbayhan






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
Okudunuz mu ? Gördünüz mü ? "Fotoğraflarla Yaşamın Gerçeği" Hafize Kaynarca

Son bir kaç aydır, neredeyse son beş-altı yılda gördüğüm fotoğraf sayısının toplamından daha çok fotoğraf gördüm diyebilirim. Bu bir şans mı bilemiyorum. Ama deyim yerinde ise fotoğrafa doydum diyebilirim belki. Ve tekrar acıkana kadar fotoğraf görmeye ihtiyaç hissedeceğimi de pek sanmıyorum.

Önce, Mart 2002 de İstanbul’da; Pamukbank Fotoğraf Galerisi’nde Elliott Erwitt’in “Kumsalda” ve “Kadın ve Erkek Arasında” isimli fotoğraf sergisi, Yapı Kredi Kültür Merkezinde Denis Roche’nin “İçeride Kısacık Bir Zaman” fotoğraf sergisi ve Borusan Sanat Galerisinde “Kayıp Adımlar” Çağdaş İspanyol Sanatından Bir Seçki sergilerinde sunulan Cristina Garcia Rodero’nun fotoğraf sergisini görme fırsatım oldum.

Daha sonra İsviçre-Basel de resim ve fotoğraf sergileri (daha sonraki yazılarda söz edeceğim) gördüm. Ardından da 7 mayıs 2002 tarihinde “FSK 2. Ankara Fotoğraf Günleri” kapsamında düzenlenen sergi ve gösterilerde binlerce (yaklaşık olarak sergilerde altı yüz ve gösterilerde ise dört bin fotoğraf) fotoğraf gördüm.

Bu kadar yoğun fotoğraf izledikten sonra doğal olarak kendimi, fotoğraf anlamında biraz yorgun ve karışık duygular içinde hissediyorum. Ancak, binlerce fotoğraftan geriye bende ne kaldı diye düşündüğümde ise, duygu ve düşüncelerim aydınlanıyor. Özellikle de aradan bir süre geçipde belleğimi tekrar yokladığımda, aslında çok fotoğraf görmüş olmama rağmen, bende iz bırakan sergiler/fotoğraflar hemen canlanıyor gözlerimin önünde. Ve işte o zaman ne kadar şanslı olduğumu düşünüyorum.

Onca fotoğraf arasından aklımda kalan, daha doğrusu bende iz bırakan sergilerin sayısının hiçte az olmaması, benim açımdan oldukça sevindirici bir durum. Fotoğraf sergilerini sadece internetten ya da haberlerden takip edenler için ise bence biraz kayıp ve üzücü olmalı herhalde. Ayrıca, fotoğraf ile ilgili olarak günümüzde sıkça sözü geçen “görüntü bombardımanı” veya “görüntü kirliliği” kavramlarının da, aslında çok sayıda iyi fotoğraflar izleyerek daha gerçekçi algılanabileceğini, hatta belkide -en azından kendi açımdan- görüntü kirliliği yaratan fotoğrafların hayatımızdaki etkisini azalltılabileceğini düşünüyorum. Çünkü o kadar fotoğraf arasından yalnızca; yaşama dair bir şeyler söyleyen, etkileyici/güçlü, samimi ve bize göre iyi fotoğraflar aklımızda kalıyor. Diğerleri ise iz bırakmadan uçup gidiyor.

İyi fotoğraf kavramı, fotoğrafa her bakan izleyiciye göre değişebilir. Ama yinede, bazı fotoğraflar var ki, izleyenlerin çoğunu etkiliyor ve belleklerine kazınıyor. İşte; Elliott Erwitt’in, Denis Roche’nin ve Cristina Garcia Rodero’nun fotoğrafları da bence onlardan.

Elliott Erwitt’in ve Denis Roche’nin sergileri hakkında basında ve internette pek çok şey yazıldı ve söylendi. Doğrusu hemen hepsine katılıyorum. Benim için, hem teknik hemde içerik olarak oldukça etkileyici, düşündürücü ve muhteşem fotoğraflardı.


Elliot Erwitt (Kadın ve Erkek Arasında)

Elliott Erwitt’in “Kumsalda” sergisindeki fotoğraflar, insan olarak röntgenci yanımızı ve fotoğrafçı olarak fotoğraf makinesi ile sık sık yaptığımız röntgenciliği bir kez daha yüzümüze vuruyordu. “Kadın ve Erkek Arasında” sergisindeki fotoğraflar ise; ilişkiler, birliktelikler, yalnızlıklar, ilişkilerin içindeki çıkmazlar, sevgililer, aşklar, hüzünler, ateşli öpüşmeler ve ayrılıklar sorgulanıyordu sanki. Belki de yaşamın en karmaşık, en acı veren ama en keyifli yanı irdeleniyordu bu fotoğraflarda. Kadın ve erkek arasında olup bitenler..


Denis Roche
(İçeride Kısacık Bir Zaman)

Denis Roche’nin fotoğrafları bana zamanı nasıl da savrukça harcadığımızı fısıldar gibiydi. Gölgeler, yaşamın karmaşası ve yansımaların şiirsel dilinde, çevrenin sıradanlığında çıkıp sıradışı bir gözün peşine takılıp, zamanın ve mekanın içinde kayboluyor insan sanki.


Ama Cristina Garcia Rodero’nun fotoğrafları, ömrümün sonuna kadar belleğimde iz bırakacak olan, her bir karesi içsel derinliği ile beni büyüleyen, çok çarpıcı fotoğraflardı. Fotoğrafları izlerken galeride kaç tur attığımı hatırlamıyorum. Fakat salonda bir kaç saat kaldığımı ve her bir fotoğrafa tekrar tekrar baktığımı, fotoğraftaki kişiler ve olaylar ile iletişim kurduğumu, görüntüler karşında dehşete kapıldığımı hatırlıyorum. Sanki fotoğrafa bakmıyorda, fotoğraftaki yaşamın içinde ben tanıklık ediyordum olup bitenlere.


Cristina Garcia Rodero, Adak-1979
(Kayıp Adımlar)

Peki neydi Rodero’nun fotoğraflarında beni bu kadar etkileyen? Bu sorunun cevabını vermek benim için hiç zor değil. Öyle çok şey vardı ki bu fotoğraflarda. Her bir fotoğrafın anlattıkları, sayfalar dolusu yazıya ve saatler süren filmlere bedeldi. İspanya’dan bu yüzyılın izlerini belegeleyen, yaşamın karalık ve aydınlık yanlarını, geleneklerini, törenlerini, ayinlerini, çoşkularını ve korkularını, yalın ve bir fotoğrafın olabileceği kadar gerçek seriyordu gözlerimizin önüne. Hem birer kanıttı/tanıktı bu fotoğraflar, hemde birer öykü veya şiirdi günümüz İspanyasına dair. Konuları, olayları, insanları, nesneleri, zaman ve mekanları ile içerik zenginliği beyninize ve yüreğinize işliyor. İçsel derinliği böylesini içimizi titretirken, görsel zenginliği ise bambaşka hazlar veriyor. (Fotoğraf tekniği ve biçim, içeriğin gücüne hizmet etmek için vardı sanki. Ama bunu kendi görevlerinden ödün vermeden yapıyorlardı...)


Cristina Garcia Rodero - İsa'nın Defin Töreni - 1978
(Kayıp Adımlar)

Görüntüler, bir tiyatro sahnesi kadar düzenli ve kusursuz olsa da, izleyeni içine alan sarmalayan ve kendinizi olayların kahramanı sanmanızı sağlayacak kadar da gerçek ve büyüleyici görünüyordu. Sanırım en önemli cevap bu. Gerçek... Görüntülerin etkileyiciliği; fotoğrafların samimi, içten, yalın, yaşamın gerçeklerini anlatıyor olmasında yatıyor bence. Büyüleyici güzellikte ama acıtacak kadar gerçek.

Fotoğraflara bakarken kendimi, İspanya köylerinde, köylülerin yaşamının içinde buldum. Ayin yapanlar, ekin dövenler, hasatlar, oyunlar, güreşler ve geleneksel törenlerin içinde kayboldum. İspanya köylülerinin gündelik hayatı tarafsızca sergileniyor ve yargısızca irdeleniyordu (tarafsız ve yargısız olunabilir mi acaba?). Toplumsal ve psikolojik olarak geniş bilgi vermenin yanı sıra, dinin köylüler üzerindeki baskıcı gücü ve sosyal yaşam içindeki belirleyici yeri açık ve net olarak görülebiliyordu.

Fotoğraflarla yaşamın gerçeklerinin anlatıldığı, benim için unutulmaz olan bu sergilerden sonra, doğrusu kendimi fotoğraf konusunda biraz daha sorgulama gereği duydum. Hatta biraz da kıskandım. Ben ne zaman derdimi anlatabileceğim fotoğraflar çekebileceğim diye hayıflandım. Fotoğrafa doydum mu? diye düşünecek olursam eğer, fotoğraf bakmaya hiç bir zaman doyacağımı sanmıyorum. Üstelik de böylesine olağan üstü fotoğraflara, hiç bıkmadan usanmadan tekrar tekrar bakabilirim.

Gelelim “FSK 2. Ankara Fotoğraf Günlerinde” gördüğüm fotoğraflara. Ankara için oldukça güzel, kapsamlı, dop dolu ve tam bir fotoğraf şöleniydi fotoğraf günleri. Türkiye’nin fotoğraf anlamında geniş bir sunumuydu denilebilir. Fotoğrafta isim yapan kişiler ve yeni fotoğrafçılar, tartışılan sergiler, her türden-konudan fotoğraf örnekleri vardı. Ancak burada gördüğüm binlerce fotoğraftan bende kalanlar ve fotoğraflar hakkında ki duygu ve düşüncelerimi sizlere bir sonraki sayıda yazacağım. Bol fotoğraflı günler diliyorum.

Hafize KAYNARCA




 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa