Editörler

Suderin Murat
Gülçin Tellioğlu
Leyla Yücel

Yayın Kurulu

Yağmur Dolkun
Bülent Irkkan
Elif İnan
Mahmut Özturan
Doğanay Sevindik
Zeynep Şişman
Elif Vargı






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
Erotik Olmayan Çıplak, Yeni Baştan- Nazif Topçuoğlu

İlk olarak 2002 yılında Geniş Açı dergisinin 24. sayısında yayımlanan bu yazı, daha sonra geliştirilmiş haliyle, Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. tarafından yayımlanmış olan "Fotoğraflar Gösterir Ama... - Nazif Topçuoğlu, Yapı Kredi Yayınları - 2229 , Sanat 123 , 1. Baskı İstanbul, Ağustos 2005" kitabının 187-192. sayfalarında yayımlanmıştır. Yayıncının ve Nazif Topçuoğlu'nun izinleriyle söz konusu kitaptan, alınarak, yayımlanmıştır. Görseller, aynı yazının "İyi Fotoğraf Nasıl Oluyor - Nazif Topçuoğlu " kitabındaki versiyonu esas alınarak buraya aktarılmıştır. Kendilerine katkılarından dolayı teşekkür ediyoruz. 




Muhterem okuyucanlarım, Çinlilerin deyimiyle İlginç Günleri yaşamaya devam ediyoruz! Nasıl onlar, “Umarım ilginç günler yaşarsın!” lafını beddua olarak söylerlermiş ya, onun gibi işte... Sadece maçlarla ilgilenmeyen herkesin malumudur, cennet memleketimizde, “hasta başbakan, duran devlet işleri, dış popotika, dolar çıktı, borsa göçtü” derken geçtiğimiz ay her şey gene tam bir hercümerç içindeydi. Üstüne de, gözümüzün bebekleri PFG (Pamukbank Fotoğraf Galerisi) ve YKY’nin ikisini birden tehlikeye atacağını tahmin edebileceğimiz nitelikte önemli bir gelişme yaşanmıştı. Haa bi de ay sonunda 4 gün 4 gece “müzik” festivali vardı, sanki aynen 1968 Woodstock, ABD gibi (başka yer başka zaman). Kısacası, gerçek dünya, özellikle ekonomi boyutuyla günlük yaşamımızı etkilemeye ve biçimlendirmeye devam ediyor. Galiba artık, kaçacak saklanacak delikler olarak, sanat-manat, fotoğraf filan pek bir geçerlik taşımayacak. (Bu arada, bana sorarsanız, futbol da yasaklanmalı!)

Neyse, ben de “bunlara pek aklım ermez” diyerek, özellikle sıcak yaz günlerinde eski yazılarını yeniden yayımlamaları basınımızda bir gelenek haline gelmiş olan usta köşe yazarlarımızı kendime örnek almış bulunuyorum. Böylece, artık nadir kitaplar kategorisine girdiğini sandığım İyi Fotoğraf Nasıl Oluyor kitabımdan, pek suya sabuna dokunmayan bir çıplak (ama “kirli” demek istemiyorum) yazısını bu sayfalara koymaya karar verdim. Bu yazının bir süredir üzerinde durduğum Asuman Krause takvimiyle ilgili tartışmalara da yeni bir boyut kazandıracağını umuyorum. Geniş Açı ’cılar bu niyetimden ilk başta pek hoşlanmadılar ama, “Nasıl olsa kimse okumuyor, kızın bir başka resmini koyarız yeni yazı zannederler!” diyerek onları ikna edebildim sanıyorum. (Yoksa bunları okuyamazdınız, değil mi?)
 Neyse işte, bu kadar, şimdi karşınızda (ekler ve güncellemelerle):

Gayri-Erotik Çıplaklığın Sorunsalı Hakkında Notlar97

Geçen dönem (1989-90 falan oluyor) Boğaziçi Üniversitesi’ndeki öğrencilerime Nude Photography (tedrisat İngilizce ya!) üzerine bir paper hazırlamalarını söylemiştim. Nedense (!?) büyük çoğunluk “Nü” fotoğraflarının “pornografik”, en azından “erotik” olmaları gerektiği ön kabulünden hareket etti. Sonra düşündük, Türkçede neden nude ile naked (Çıplak ve çıplak) arasındaki farkı belirleyen iki ayrı sözcük yoktur diye. Zaten herhalde “Türk fotoğrafında çıplak geleneği” yarım sahifede anlatılabilecek bir konudur. (Bildiğiniz gibi, bu yazı Asuman Krause olayından önce yazılmıştı!) Çıplak ve çıplak. Biri sanatsal çıplak, öbürü değil; sadece “Çıplak”. Sadece-çıplak, giyinik olmamayı, açıklığı, doğallığı, ilkelliği ifade ederken, sanatsal-çıplak bir kurnazlığı, ön yargılı bir entrikayı; büyük İngiliz şair Robert Graves’in çok bilinen şiirinde98 de tarif ettiği gibi, bazı planların yapıldığını ve bu amaçla Çıplak olunduğunu ifade etmiyor mu?

Erotiklik ise büyük ölçüde fotoğrafa bakanın gözünde değil mi? Kimine erotik gözüken bir et parçası resmi, bir diğerinde ancak anatomi bilimiyle ilgili meraklar uyandırabilir. Salt sanatsal bağlamda kalınsa bile, çıplak resminin sadece erotik – yahut pornografik- amaçlar için kullanılmadığı sayısız örnek gösterilebilir. Hiç değilse sanatçının kayda geçen niyeti böyle değildir, resimleri görenler farklı düşüncede olsalar bile... Bu konuda Batı resminden tarih içinde verilecek örnekler saymakla bitmez, ve bunların bazıları aklın alamayacağı kadar tuhaftır. Yunan-Roma Mitolojisi ve Hıristiyanlık menkıbeleri sonu gelmez bir kaynak ve bahane silsilesi oluştururlar.99
 
Günümüzde ise en yakın örnek Robert Mapplethorpe’un fotoğraflarıdır. Bilindiği gibi, bunlar geçtiğimiz yıllarda muhafazakar ABD’de büyük gürültü kopmasına neden olmuşlardı. Kendisi AIDS’den ölen Mapplethorpe eşcinselliğini gizlemiyordu. Fotoğraflarında da bu tür sado-mazoşistik ilişkileri tüm açıklığıyla sergiliyordu. Bunlar herkes için pek erotik olmasalar da, hiç değilse Mapplethorpe’un bu tür niyetleri olduğunu sanırsınız değil mi? Fakat, hayır, o da nesi, sergi kataloğu bu fotoğrafları sadece biçimsel yönlerinden ele alıp, onların ne kadar güzel, sade, yalın düzenlemeler olduklarından, siyah-beyaz dengeleri, tonal kontrol ve uyumlu görsel ilişkilerden söz ediyordu. Bu bir büyük dalga geçme değilse, gerçekten inanılmaz bir yabancılaşma ve sanat yapıtıyla araya mesafe koyma olsa gerekti.

İlk Çıplaklar

Burada sözünü ettiğim örnekler ise, gerçekten inandırıcı bir biçimde, erotik olma amacı taşımadan değişik devirlerde çekilmiş “sanatsal amaçlı” birkaç çıplak fotoğrafı... Ama diyorum ya, gene de iş seyredenin gözünde –ve beyninde- bitiyor. Erotik –veya pornografik- olmadan “çıplak” çekmenin tabii ki tüm yollarını burada örnekleyemiyorum, ve buradaki fotoğrafların hepsi de herkes için “gayri-erotik” olmayabilirler; amaç bu tavrın öndegelen fotoğrafçılar tarafından tarihte ve günümüzde nasıl ele alındığını gözden geçirebilmek, o kadar.

Fotoğrafçılığın ilk zamanlarında, hevesli amatörler uçan-kaçan, daha doğrusu kaçamayan her şeyin fotoğrafını çekiyorlardı, ve bu arada çıplakları da. Sonra, güya ressamlara yardım olsun diye çekilen çıplak fotoğrafları vardı, canlı model kiralamaktansa birkaç fotoğraf satın alıp onlardan yararlanmak daha ucuza geliyordu. Akademik resmin klasik poz ve duruşlarını içeren bu tür çıplak fotoğraflarına “Academie”ler deniyordu. Bu konuda oldukça yüksek sayıda bir üretim vardı ve tahmin edebileceğiniz gibi, meraklı müşteriler sadece artistler veya ressamlardan oluşmuyordu, yani, erotizm o zaman da seyredenin gözündeydi.

Daha yakın tarihlerden bir örnek, Edward Weston’un çektiği oğlunun fotoğraflarıdır: Neil sekiz yaşındayken. Bir buçuk yıldır ondan ayrı kalan Weston Meksika’dan yeni dönmüştü. O, günümüzün deyimiyle tam bir “sağlıklı yaşam” meraklısıydı: taze sebze, meyve ve tahıldan başka pek bir şey yemez, her sabah bir saat çıplak güneş banyosu yaptıktan sonra çocuklarıyla kendini okyanusun buz gibi sularına atardı. Weston, Neil’in gerçek kimliğinin en çok bu resimde ortaya çıktığını övünerek söylemiştir. Yalınlık, sadeleştirme, fotoğraf çerçevesine (kadraja) olan duyarlılık, en basit formların ışıkla birlikte düşünülerek ince bir seçicilikle gözlenmiş olması, bu fotoğrafları Weston’un gelişim çizgisi içinde önemli bir yere koyar


Edward Weston: Neil, 1925


Dünyanın en ünlü mode fotoğrafçılarından Irving Penn ise, kendisi için yaptığı “çıplak” çalışmalarında soyutlamanın sınırlarında gezinir. Foroğrafçılığın tekniklerini, özel banyo ve pozlandırma ile, zorlayarak, çıplaktan yola çıkıp, biraz ürkütücü, oldukça anti-septik görüntüler elde eder. Onun erotik olmama amacıyla bu işe girişmiş olduğu da bilinen bir gerçek. Belki de insan, sürekli olarak dünyanın en güzel kadınlarıyla çalışmaktan, onların fotoğraflarını çekmekten bıkabiliyor. Penn genellikle yaptığı moda ağırlıklı işlere tepki olarak bu “nü”leri tasarlamış olmalı.100 (Bu vesileyle tartışılabilecek başka konular da var, örneğin: moda fotoğrafları ve giyinikliğin erotizmi; veya kendi aralarında bir alt grup oluşturan bir başka tür de, erotik çağrışımlar içeren natür-mort fotoğraflar: Çiçekler, giysiler, deniz kabukları ve benzeri objelerin hazırlanmış kompozisyonları gibi. Weston ve Mapplethorpe’un bu tanıma son derece uyan fotoğrafları hemen akla geliyor...)


Irving Penn: Nude no.132, 1949-50


Erotizmi ikinci planda bırakan işlerden sözederken, deneyselliğin ve biçimsel araştırıcılığın altın çağı olan iki savaş arasında kalan, yahut da o zamanların süregelen etkilerinin izlerini taşıyan Avrupalı örneklere de bakmamız gerekir: André Kertsz ve Bill Brandt’ın özgün ve aykırı işleri alışılagelmiş çıplak biçimlerini bozmayı amaç ediniyor. Man Ray ise, kadın vücudunu başkalaştırmayı, onu, etkileri hâlâ görülen ünlü fotoğraflarında, bir viyolonsel veya kayısıya (şeftaliye?) benzeterek başarıyor. Bauhaus’çular da, kadın vücudunu çok ilgi duydukları ışık-gölge oyunlarının bir arenası gibi kullandıkları fotoğrafları ile bu geleneğin temsilcileri olarak karşımıza çıkıyorlar. Onların ABD’deki mirasçıları arasında yer alanlardan Arthur Siegel ilk defa çıplak vücutlar üzerine dia projeksiyonu yaparak tarihe geçerken, Harry Callahan da saf form araştırmalarını eşinin vücudu üzerinde sürdürüyor.




André Kertesz: Distortion no.40, Paris, 1933

Bill Brandt: “Nude” Sussex’in doğu kıyısında, 1953

Man Ray: Ingres’nin Kemanı, 1924

Harry Callahan: Eleanor, Chicago, 1949


Çıplak ve Ölü

 Öğrencilerimin çoğu, doğarken çıplak olduğumuzu söyleyip, dolayısıyla da bunun “doğal” olduğunu vurgulamışlar. Doğru, ama akıllarına gelmeyen bir başka gerçek de, öldükten sonra da aynı şeyin başımıza geleceği, yani gömülürken, soyulup kefene sarılmak, vs. Nedense, birçok çıplak fotoğrafında ölüm ile böyle bir yakın ilişki kurma çabası vardır. Acaba çıplaklık bir tür korunmasızlığı ifade ettiği için mi dersiniz? Yerde yatan çıplak bir vücut görünce onun ölmüş olabileceğini mi düşünüyoruz? (Eğer canlı olsa, ortalıkta öyle çıplak yatmaz, kalkar üzerine birşey giyerdi; çünkü artık insanlar arasında doğal olan giyinik olmak.) Bu konuda beni ilk başta düşünmeye yönlendiren gene Weston’un en muazzam fotoğraflarında biri. Son devirlerinde çekmiş, genç karısı Charis bir havuzda uyuyormuş (veya ölü) gibi yatıyor. Havuzun kenarı resmin sol üst köşesine doğru korkutucu bir eğri çizerek yükseliyor, havuzu dolduran şimsiyah su, saydam, en azından ışık geçirgen olması gerekirken, bakışlarımıza geçit vermeyerek esrarengiz ve ürkütücü bir havanın oluşmasını sağlıyor. Çıplak, suyun içinde mi, üzerinde mi; “su” gibi görünen şey, aslında koyu, katı bir madde mi, derinliği var mı? Karanlıklarda, suyun yüzeyinin arkasında, ne gizli? Anlayamıyorsunuz ve tüm bu bilinmezlikler merak ve korku uyandırıyor. Çıplaklığın benliğinden ayrılarak, her şeyden habersiz ve hiçbir şeyden etkilenmeyecek gibi kendini dışındaymışçasına huzurlu görüntüsü ise, ölüme benzer derin ve sonsuz bir sükûneti işaret ediyor. Hem çok sakin bir resim hem de bilinmez geleceğin korkutuculuğunu haber veriyor. Resmi çektiği zaman Weston elli yaşını geçmişti; kazandığı Guggenheim bursu ve daha çok insan tarafından tanınmaya başlaması, emeklerinin ve yıllar süren özverili çabalarının karşılığını artıl almaya başladığının işaretiydi. Fakat, diğer yandan, belki de en iyi işlerini zaten yapmış olduğunu biliyordu. Artık gelecekten fazla bir beklentisi kalmamıştı. Bu fotoğrafı çekerken, romantik resim ve edebiyattaki suda-yüzen-ölü-kadınlar (Ophelia ve Lady of Shallot gibi) geleneğini de aklından geçirdiğini tahmin edebiliriz.


Edward Weston: “Nude floating”, 1939


 Günümüzde Diter Appelt ve Joel-Peter Witkin, aşağı yukarı sadece “çıplak ve ölü” tarzında fotoğraflar üretiyorlar. Belçikalı fotoğrafçı Ludo Geysels’in çok eski zamanlara göndermeler yaparak mağara adamlarını ve ilkel kabile törenlerini çağrıştıran kurgusal yapıtları bizleri bilincimizin ve belleğimizin derinliklerine bakmaya zorluyor. Witkin’in en büyük esin kaynaklarıysa ortaçağdaki Engizisyon ve akademik resim olsa gerek. Onun fotoğraflarındaki insan vücutları, yularıda gördüğümüz kimi örneğin aksine, fotografik bir bozultmaya gerek bırakmayacak kadar kendiliğinden özürlü. Bu resimlerde de erotiklik bulabilmek için insanın oldukça tuhaf zevkleri olması gerek sanıyorum. Tabii memleketimizde şaşırmanın sonu yok: geçenlerde (2002 başı) İş Bankası’nın, herhalde biraz sapa olduğu için pek kimsenin gitmediği yeni plazasındaki Kibele Galerisi’nde, hem de “Harem” isimli bir sergi, Mustafa Horasan’ın Witkin’in eski bir fotoğrafına benzeterek yaptığı bir resminin müstehcen olduğu gerekçesiyle sergilenememesinin yarattığı çeşitli olaylar neticesinde açılamamıştı. Witkin’in fotoğrafını bu dergiye basarlar mı bilmem ama ben Horasan’ın resminin reprodüksiyonunu Radikal’de gördüğümü hatırlıyorum. Hiç değilse fotoğrafa Witkin’in verdiği adı yazayım, gerisi muhayyelenize kalmış, bir de liseden makaralı kaldıraçlar konusunu hatırlamanızın faydası olabilir: “Testicle Stretch with the Possibility of a Crushed Face, New Mexico 1982” (Yüzün Ezilme Olasılığıyla Birlikte Taşakları Esnetme). Bu yazı baskıya giderken adı geçen sergi (Horasan’ın resmiyle birlikte) kısman de olsa Maçka UPSD Kültür Merkezi’nde açıldı, 20 Temmuz’a kadar görebilirsiniz. Resimle fotoğrafı karşılaştırmak isteyenlere önerilir.




Dieter Appelt: “Ölüm ve Yeniden Canlanma” serisinden, 1978

Joel-Peter Witkin: Apollonia ve Dominetrix Batı sanatında Acıyı Yaratırken, New York, 1988


Çıplaklar Her Yerde

 Fotoğrafları bağımsız objeler gibi kullandıkları işlerinde Robert Heinecken ve Javier Valhonrat da kadın vücudunu konu almakta sakınca görmemişler. Bu da çıplağın Batı sanatının temel konuları arasındaki birincil yerini kanıtlıyor. Neyin resmini yaptığın o kadar önemli değilse, ama fikirlerini anlatabilmek, somutlaştırabilmek için bir şeyin resmini yapman gerekiyorsa, o zaman “çıplak” yaparsın. Heinecken, tavla taşları gibi yapıştırılmış vücut parçaları fotoğraflarından bir puzzle (yap-boz) oluşturmuş. Bütün parçaların eşdeğer olmaları ve birbirlerinin yerini alabilmeleri günümüzün değişim içindeki cinsellik anlayışının ilginç bir yorumu olarak görülebilir. Valhonrat ise, bir sirk akrobatı veya cimnastikçi gibi zor pozisyonlara girmiş gerçek boyutlardaki kadın vücudu fotoğraflarını gerçek mekânlar içine yerleştirerek bir tür enstelasyon yapıyor ve mekânları oluşturan düzlemleri vurgulayarak üçboyutlu yanılsamalar, illüzyonlar elde etmek istiyor.


Javier Valhonrat: “Trihedron”, 1989


Çağımızın önde gelen çıplak fotoğraflarından sözederken, son derece detaylı ve karmaşık kurgusal durumların sergilendiği, espri ve ince eleştirisel bir mizah duygusunun hâkim olduğu “nev-i şahsına münhasır” (idiosyncratic) fotoğraflarıyla Les Krims’i ihmal edemeyiz. Bu yapıtlara fotoğraflandırılmış çevre düzenlemeleri olarak bakılabilirse de, çoğu fotoğraflarda poz verenlerin arasında bulunan fotoğrafçının kendisi de dahil olmak üzere herkesin sadece çıplak olarak stilize teatral pozlar vermeleri ve resimlerin kelime oyunlarıyla dolu, zengin çağrışımlar içeren isimleri, onların her şeyden önce sivri bir zekanın ürünü olan ve edebî tarafları ağır basan entelektüel yapıtlar olarak algılanmaları gerektiğini ortaya çıkartır. Krims’in kullanım biçimiyle çıplaklık, hazırlanmış yapay ortamdaki tek doğallığı temsil ederken, resmin bütünlüğü içinde de cinsel olmayan anlamda tahrik edici ve kışkırtıcı bir özellik taşır.


Les Krims: “A Rake’s Revisionist Progress”, 1982


Başladığımız gibi, Mapplethorpe’dan da gene tartışmaya neden olabilecek bir başka örnekle bitirelim: bir erkek eşcinselin çektiği çıplak kadın fotoğrafı erotik olabilir mi, hele o kadın ünlü bir body-builder (vücutçu) ise? Burada oturup, uzun uzun değişmekte olan cinsel kimliklerden sözetmek ve bunların kültürel çevredeki yansımalarını ele almak gerekebilir. Herkes için farklı bir erotizmden sözedilebileceği, giderek bunun kaçınılmazlığı ortaya çıkabilir. Sanatsal yapıtların değerlendirilmesinin ise farklı zevkler ve ilgilerin yanı sıra, artarak bir ihtisaslaşmanın konusu haline geldiği ileri sürülebilir...




Robert Mapplethorpe: Lisa Lyon, 1981






Yoksa bütün bu tartışmalar aslında boşuna mı? Zaten önemli olan, şu veya bu bahaneyle bu fotoğrafların ve daha bir sürülerinin çekilebilmiş olmaları ve bizim onlardan (hangi düzeyde olursa olsun) zevk almamız değil mi?




------------------------------------------------------------

Dipnotlar

98   Robert Graves, “The Naked and The Nude”, Poems Selected by Himself, Penguin, 1961, s.179 
The Naked and the Nude
Robert Graves
 
For me, the naked and the nude
(By lexicographers construed
As synonyms that should express
The same deficiency of dress
Or shelter) stand as wide apart
As love from lies, or truth from art.
Lovers without reproach will gaze
On bodies naked and ablaze;
The Hippocratic eye will see
In nakedness, anatomy;
And naked shines the Goddess when
She mounts her lion among men.
The nude are bold, the nude are sly
To hold each treasonable eye.
While draping by a showman's trick
Their dishabille in rhetoric,
They grin a mock-religious grin
Of scorn at those of naked skin.
The naked, therefore, who compete
Against the nude may know defeat;
Yet when they both together tread
The briary pastures of the dead,
By Gorgons with long whips pursued,
How naked go the sometime nude!

99 Örneğin, Rubens’in 1635 tarihli Cimon ve Pero adlı resminde tam anlamıyla sado-mazo diye nitelendirilebilecek bir sahne gösterilmektedir.



Pastoral bir ortamda elleri arkasından kelepçeli, yarı çıplak yaşlı bir adam, gene yarı çıplak genç bir sarışın kızın memelerinden birini ağzına almış büyük bir iştahla emmektedir. Rubens’in tipik balık etinde etli butlu kadınlarını ve adeleli erkeklerini bu tarifle gözünüzün önüne getirebilirseniz hayalinizde oldukça pornografik bir imge yaratabilirsiniz ! Halbuki işin aslı öyle değildir, en azından resmin tasvir ettiği dinsel kökleri olan  hikaye başkadır. Bir kere, adam kızın babasıdır (durun bakalım  hemen “bir de ensest mi sözkonusu” demeyin!), aadam zalim iktidar tarafından (dinsiz, Romalı falan herneyse) hapse atılmış ve bir sebepten yemek verilmemekte, herhalde bir şeyi itiraf edene kadar aç bırakılmaktadır. Kızıda zor bela gardiyanlara rüşvet verip onu görebilme izni almıştır. Kız yeni doğum yaptığı için memelerinde besleyici değeri yüksek olan ana sütü vardır, böylece babasını besleyebilmekte, ölümden kurtarmaktadır. İşte resim, işte hikaye! Bu fedakarca  - özverili – eylemi nasıl da fesat bir gözle yorumlamışsınız değil mi?

100  Penn’in 1949-50 tarihli bu portfolyosu 2002 başında New York MET (Metropolitan Museum of Art) Müzesi’nde ilk defa tam olarak sergilendi ve katalog/kitap/albüm yayınlandı. Büyük ilgi gören bu sergi hakkında daha fazla bilgi ve örnekler için bkz.:

 http://www.metmuseum.org/special/Irving_Penn/earthly_more.htm




 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa