|
KEMAL CENGİZKAN’LA SÖYLEŞİ
Fotografya -İlk makinenizle başlamak istiyorum sohbete. Uzaklık ayarını manuel yaptığınız, pozometresi olmadığı için enstantane ve diyaframı zorunlulukla deneyime göreceli belirlediğiniz, yüksek iso gibi seçenekler olmadığı için filmin dyn ve asasına bağlı kalınan bir fotoğraf dönemi. Filmlerin sunduğu renk olanaklarına bağlı kalındığı ve hem maliyet hem de anlatı anlamında siyah beyazın tercih edildiği yıllar. Kısaca bir fotoğrafçının deneyimleri açısından, o günlerin fotoğrafıyla günümüzün fotoğrafı arasında bir karşılaştırma yaparsak, fotoğrafın kültürel ve anlamsal yönüyle ilgili neler değişti? Kemal Cengizkan - Fotoğrafla ciddi olarak 18,19 yaşlarımda uğraşmaya başladım; evde bir karanlık oda kurmak, film yıkamak, küçük baskılar yapmak. Babamın 6x9 cm boyutlu film kullanan Zeiss İkon körüklü makinesini hem fotoğraf çekmek hem de baskı yapmak için kullanıyordum. Üniversiteye (ODTÜ) girdim, yıl 1969. Sosyal olarak hareketli yıllardı, toplumsal değişim istekleri gençlik eylemleriyle kendini göstermekteydi. Diğer üniversiteler gibi ODTÜ de bu eylemlerin yer aldığı bir alandı. Ben de kendimi bu eylemlerin içinde buldum ve emektar Zeiss ile fotoğraflamaya çalıştım. Okulda ve şehirde birkaç eylemi fotoğrafladım. Tahmin edileceği gibi bu makine ile bir eylem çekimi hiç pratik değildi üstelik bir filme 8 kare çekebildiğinizi düşünürseniz bir öğrenci için epey pahalı idi. Çektiğim birkaç fotoğrafın bir iki dergide yayınlandığını, ancak negatiflerin geri gelmediğini söyleyeyim; benim için bir deney olmuştu. Keşke elimde 35 mm çeken bir makine olsaydı diye düşünürüm ama elimizdeki imkanlar bu kadarına izin vermişti. Çekim deneyimi olarak bu günlerle karşılaştırma yapacak olursak, profesyonel bir foto muhabiri olmadığım halde, o günlerde çekim yapmanın çok daha rahat ve özgürce olduğunu söyleyebilirim. Benim gözlemlediğim kadarıyla, sadece gösterilerde değil günlük çekimlerde de insanlar fotoğrafçıya karşı daha sempatik ve hoşgörülü davranıyor, onu ilgiyle karşılıyor, izliyor, gerekirse yardım etmeye çalışıyorlardı. 
Şekil 1: Creative Camera Fotografya - 1975 yılında yüksek lisans için Manchester’e gittiniz, orada bir yıl kaldınız, hafta sonları sokakları gezerek fotoğraflar çektiniz. Orada fotoğrafla ilgili kişiler yada kurumlarla iletişiminiz oldu mu? Kemal Cengizkan - Ne yazık ki orada kişi ve kurumlarla hiç ilişkim olmadı. Bundan dolayı bugün üzüntü duyuyorum, keşke bu ilişkileri kurmak için çaba harcasaymışım, zaman ayırsaymışım diyorum. Yürütmekte olduğum tez çalışmalarımın yoğunluğu da maalesef buna izin vermemişti. İngiltere’de fotoğraf açısından benim için iki önemli şey oldu. Birincisi, biriktirdiğim para ile bir 35 mm fotoğraf makinesi aldım; 35 mm objektifiyle Nikkormat FtN. Fotoğraf çekmemi kolaylaştıran, ışık ve netlik ayarlarını kolayca yapabildiğim ve bir filme 36 kare çekebildiğim bir makine. İkinci önemli şey ise karşılaştığım bir fotoğraf dergisidir; Creative Camera. Popüler fotoğraf yayınlarının her türlüsünün çekici konularla/kapaklarla her yerde boy gösterdiği bir ortamda Creative Camera’yı bir kitabevinin dergiler bölümünde keşfettim, bir tane kalmıştı ve sanki kapaktaki Ansel Adams elini kaldırmış bana selam veriyordu. Aylık yayınlanan otuz altı sayfalık bu siyah beyaz dergide yorumlar, fotoğraf yazıları ve portfoliolar yer alıyordu. Güzel bir baskı içinde portfoliolar, değerli yazılar, alçakgönüllü bir yayın. Bu sayıdan başlayıp dergi kapanana kadar aboneliğimi sürdürdüm. Benim fotoğraf anlayışımı etkileyen, ufkumu genişleten ve zenginleştiren bir kaynak olmuştur. (İngiltere’de çektiğim fotoğraflardan oluşan ilk sergimi ‘İngiltere’den İnsan Görüntüleri’ başlığı ile Ankara’da, Sanatsevenler Derneğinde Mart 1978 tarihinde açmıştım. Bu yıl, bu fotoğraflardan yapılan bir seçki ‘Manchester 1975’ başlığı ile Cafe Royal Books tarafından İngiltere’de albüm olarak yayınlandı.) 
Şekil 2: GREV sergisi afişi Fotografya - 1977 yılında AFSAD kurulma aşamasındayken katıldınız, bir ekip olarak fotoğraf dünyamıza katkılarınız önemli. Sanki o günlerin gençliği yaşamın gerçeklerine daha duyarlıydı ve bu bilinç fotoğraflara aktarıldı diyebilir miyiz? Bu konuyu nasıl yorumlarsınız? Kemal Cengizkan -O günlerde bir sanat merkezi olarak sıkça gittiğim Çağdaş Sahne’de, AFSAD’ın kuruluşunun haberini aldıktan sonra hemen üye oldum. O zamanlar Çağdaş Sahne Ankara’nın önemli ve aktif kültür merkezlerinden birisiydi; film gösterimleri, tiyatro oyunları ve diğer etkinliklere ev sahipliği yapmaktaydı. AFSAD’ın kuruluşu da epey ilgi ve üye topladı. Ben orada Merter Oral, Özcan Yurdalan, Ercan Öztürk, Alparslan Aydın, Sinan Çetin, Cüneyt Ayral, Celal Ertem, Bülent Demirel, Ömer Eltan ile tanıştım. Düzenlediğimiz ilk eğitimlerde, fotoğrafın temel teknik konularının dışında, ‘kimin için fotoğraf’, ‘neyin fotoğrafı’, ‘fotoğrafçının topluma karşı sorumluluğu var mı’ ve benzeri konular işlenmekteydi. Ben “gecekondu” konulu küçük bir seminer hazırladığımı, sonrasında katılımcılarla birlikte Çankaya ve Altındağ’da çekim yaptığımızı hatırlıyorum. Katılımcılar da bu konularda istekliydi, toplumsal sorunlara karşı duyarlıydılar. Böyle olmakla birlikte, nasıl çalışacağımız, bu konuları fotoğraflarımıza nasıl aktaracağımız konusunda bilgisizdik. İstekli ve gönüllü olmak yeterli değildi. Bulabildiğimiz birkaç örnek ve yayın da sadece yol gösterici olarak kalıyordu. El yordamıyla bir şeyler yapmaya çalışıyorduk. Aynı sorunları içinde duyan, çözüm yolları üzerine kafa yorup çözüm yolları arayan arkadaşlar bir araya geldiğimizde bu konuları konuşuyorduk. Bu arada, Maden İş’in MESS işyerlerindeki grevini Ercan Öztürk, Alparslan Aydın, Özcan Yurdalan ve ben belgelemiş ve Çağdaş Sahne salonunda bir sergi açmıştık. Sergideki bazı fotoğraflardan kaynaklanan maceralı bir süreç sonunda, Aralık 77’de Çağdaş Sahne’den atılmış ve dernek olarak ayakta kalma çabası içine girmiştik. Sorunları çözüp kendimize geldiğimizde ise yaptığımız ilk iş, en baştan beri fotoğrafla ilgili akıllarımızı kurcalayan o soruları masaya yatırma çalışması oldu. Bu düşünceyle düzenlediğimiz ‘Türkiye’de Fotoğraf Sanatının İşlevi’ başlıklı tartışmalı toplantı çağrımıza cevap veren, aralarında Onat Kutlar, Ara Güler, Şahin Kaygun, Fikret Otyam gibi fotoğrafçılar, eleştirmenler ve düşünürlerin bulunduğu katılımcılar, iki gün süren toplantıda sundukları 20’tan fazla bildiriyle ve yapılan tartışmalarla konuya aydınlık getirmeye çalıştılar. Türkiye Yazıları Dergisi de bildirilerin tümünü Nisan 78 sayısında yayınlamıştı. ‘Toplum için fotoğraf’ anlayışımızın bu toplantı ile temellendiğini ve 1980 darbesine kadar, sergilerimiz, gösterilerimiz ve yayınladığımız ‘FOTOGRAF’ dergisiyle bu anlayışı hayata geçirmeye, topluma ulaştırmaya çalıştığımızı söyleyebilirim. (Not: Tüm ekonomik çöküntünün yanısıra, 1980 yılı kışının çok soğuk bir kış olduğunu da belirtmek isterim. Bunu belgelediğim ‘1980 Kışı Hatırası’ isimli projemden birkaç fotoğrafı da portfolioya ekledim.) Fotografya - Fotoğrafın niteliği değişti…bugün farklı olanaklara sahibiz. Dijital kameralarımızın en basiti bile donanımlı birer stüdyo gibi. Ölçüyor, çekiyor, banyoyu yapıyor ve anında bize sunuyor. Sonrasında yazılımlar aracılığıyla sonsuz bir değişim olasılığı okyanusunda yeni olasılıklara uzanabiliyor. Fotoğraf tekniğinde yaşanan gelişimler sonrası fotoğraf anlayışı da çok değişti. Bu konuda düşüncelerinizi dinlemek isteriz. Kemal Cengizkan -Bütün bu saydığın teknik gelişmeler doğru. Fotoğraf üretmek için artık fotoğraf makinesi gerekmiyor, öyle telefonlar var ki bir makinenin üreteceğinin ötesindeki boyutta ve teknik mükemmeliyette, güzel fotoğraflar üretebiliyor. Bu gelişmelerin fotoğraf anlayışı üzerine de belirleyici etkileri olduğu muhakkak. Artık çok daha fazla sayıda insan fotoğraf çekiyor, kendisini ‘fotoğrafçı’ olarak nitelendiriyor, ‘güzel fotoğraf’larıyla uluslararası yarışmalara katılıp ödüller topluyor, sergiler açıyor. Bütün bunlara hiçbir itirazım yok. Önemli olan ‘iyi fotoğraf’tan ne anladığımız. Benim için iyi fotoğraf, bende tekrar bakma isteği uyandıran fotoğraftır. İyi fotoğraf aklınızda kalır, sadece güzelliği ile değil size anlattıkları ile, anımsattıkları ile. Belki güzel bile değildir o, güzel duygular da uyandırmayabilir, ama anlattıklarıyla sizi kendisine tekrar tekrar bakmaya çağırır, her defasında başka hisler yaratabilir. Önemli bir nokta da zamana karşı direncidir; zaman geçse de o eskimez, kendisini size hatırlatır. Benim ‘iyi fotoğraf’ anlayışım budur. 
Şekil 3: Fotoğraf Sanatının İşlevi Kitap Kapağı Fotografya - Fotoğraf Vakfı düşüncesi nasıl doğdu, amacınız neydi? Kemal Cengizkan -Fotograf Vakfı düşüncesi Marmara depremi sonrasında gelişmiştir. Deprem sonrasında deprem gören bölgelerde çocuklar için düzenlenen rehabilitasyon etkinliklerinden olan Fotoğrafçı Çocuklar Atölyeleri oldukça başarılı işler ortaya çıkarmıştı. Bu konuda Özcan Yurdalan’dan ve onunla birlikte emek veren arkadaşlardan özellikle bahsetmek gerekir. Bu çalışmalar sonucunda bir kitap yayınlanmış ve oluşan sergi Japonya dahil pek çok ülkede gösterilmişti. Bu çalışmalar sırasında bir araya gelen fotoğrafçılar eksikliği duyulan bir vakıf örgütlenmesinin gerekliliği konusunda ortak bir düşünceye vardılar. Kuruluş çalışmaları 2001 yılında başlayan ve 2004 yılında tamamlanan Vakıf, fotoğraf alanında kapsamlı etkinlikler yapmayı hedefliyordu. Nitekim basın fotoğrafçıları içinWorld Press Photo ile birlikte gerçekleştirilen ve üç yıl süren eğitim çalışmaları, bu süre içinde Türkiye’ye getirilen World Press Photo’nun Yıllık Basın Fotoğrafları sergileri, Türkiye’ye davet edilen yabancı fotoğrafçılar, üç kez düzenlenen Belgesel Fotoğraf Günleri etkinlikleri Fotoğraf Vakfı’nın başarıyla gerçekleştirdiği önemli çalışmalar içinde yer alır. Vakıf çalışmaları içinde yer alırken arkadaşım Dora Günel ile birlikte Samatya semtindeki , İçkalpakçı Çıkmazı sokağında yaklaşık üç yıl süren bir fotoğraf projesi de yürütmüştük. Albümü ve sergileriyle oldukça ses getiren bir belgesel çalışma olmuştu. Vakıf 2019 yılında kapandı. Fotografya - Onca zahmetle kurduğunuz vakfı kapatmak zorunda kaldınız…keşke diye söze başlayıp, neler olsaydı her şey mükemmel olurdu? Kemal Cengizkan -Kısaca ve özetle, maddi kaynak ve destek yokluğu diye cevaplayabilirim. Fotoğraf Vakfı hiçbir özel kuruluştan veya devlet kurumundan destek almadı. Vakfın kurulma aşamasında ve çalışmalar yaptığı süre içinde katılımcıların gönüllü katkılarda bulunduğunu söyleyebilirim. Burada, İngiliz konsolosluğuna yapılan bombalı saldırı sonucunda ofisi büyük hasar gören Fotoğraf Vakfına kamuoyundan gelen büyük desteği de saygıyla anmak isterim. Fotografya - Fotoğrafın birçok farklı yüzü var, bunlardan ikisini ele alırsak; belgesel kullanımı ve güzel sanatlar alanında fotoğraf tekniğinin kullanımı. Bunların dışında üçüncü bir fotoğraf sanatı var mı? Fotoğraf sanatı sözcüğünü bu bağlamda nasıl yorumlayabiliriz? Kemal Cengizkan -Bugün gelinen noktada fotoğraf gerçekten çok farklı yüzlerle karşımıza çıkabiliyor. Dijital işleme yöntemleriyle reklam fotoğrafları bile sanatsal bir görünüme ve özelliklere bürünebiliyor. Belgesel fotoğrafın ana ilkesi gerçeğin değiştirilmeden, elbette fotoğrafçı gözünün özgünlüğü içinde, aktarılmasıdır. Sanatsal alanda ise fotoğraf üzerinde yapılabilecek değişiklikler konusunda bir sınır olmadığını düşünüyorum. Bu alanda çok ilginç işlerle de karşılaşabiliyoruz ve fotoğrafın nerede başlayıp nerede sona erdiğini sorgulayabiliyoruz. Fotografya - Sizin çalışmalarınız ilgi çekici. Portrelerinizi konuşursak, özellikle izlediğim Aslı Erdoğan içeriğiyle çok bütünsel bir portre…Aslı Erdoğan’ın dünyasının içine sızıyor. Böyle bir çalışmayı yaparken duygu ve düşüncelerinizle modelinizi anlamanız ve içselleştirmeniz gerekiyor. Bu konuda fotoğrafçılara önerilerinizi dinlemek isterim. Kemal Cengizkan - ‘Şehirden Portreler’ isimli bir dizi fotoğraf çekimi yapıyordum 2004 yılında. Konu olarak aldığım kişiyi yaşadığı ve çalıştığı ortamlarda uzun bir süre içinde fotoğraflıyor, bir yandan da ses kaydı ile anılarını, düşüncelerini kaydediyor, uygun bir müzik eşliğinde bunu bir saydam gösterisi haline getiriyordum. Böylece kişiyi, yaşama ortamı içinde belgeliyor, kendi seslerinden anlatıları ile belgeliyordum. Aslı Erdoğan ile konuştuğumda, ‘ben yaşadığım yerleri anlatayım, sen onları çekersin’ dedi. Onun hazırladığı anlatıyı kaydettim, sonra anlattığı o yerlerde birkaç kez dolaştım, anlattıklarını oralarda yakalamaya çalıştım. Onun etkili anlatımının fotoğraf çekerken beni gerçekten de yönlendirdiğini söyleyebilirim. İlginç bir çalışma idi. Fotografya - S’yomka ve Kul Muhammed’in öyküsü, farklı bir coğrafyadan iki farklı çalışma olsa da aslında ortak yanları var. Dünyanın farklı yerlerinde yaşanan farklı zaman dilimlerini düşünmemize olanak sunuyor. Her şeyin çabucak harcandığı tüketim çağını düşünüyoruz, o fotoğraflarda insan ve doğanın ağır ritmine kıyasla. İki çalışma konusunda duygularınız konusunda konuşabilir miyiz? Kemal Cengizkan -S’yomka (fotoğraf çekmek anlamına gelen bir kelime) 2003’de tamamladığım bir çalışma. Tacikistan’da, Pyanj nehri kenarında yapılan bir yol projesinin mühendislik grubunda görevliydim, pekçok kez bölgeye gidip kaldım. Bu süre içinde bölgenin vahşi ve zor topografyasına tezat, samimi ve dostça davranan yerel insanları da ilgimi çekti. Sovyetler Birliği döneminde bu uzak ve ulaşılması zor bölgedeki küçük yerleşimlere bile elektrik ve su getirilmiş, okullar yapılmıştı. S’yomka projesinde bunları belgelemeye çalıştım. Kul Muhammed ile 2001 yılı Nisan ayında, Kırgızistan’daki bir projemiz sırasında tanıştım. Akşam üstü çevreyi dolaşıp fotoğraf çekmek için Anakızıl köyü yakınındaki şantiyeden çıkmıştım. Biraz ilerideki çiftlikte atı ile ilgilenen yaşlıca bir adam beni görünce seslenip yanına çağırdı. Karısı ve kızı ile küçük bir evde yaşıyorlardı. Davet ettiler, çay yaptılar, küçük atıştırmalıklar ikram ettiler. Az sayıdaki ortak kelimelerimizle birbirimizi anladık, sohbet ettik. Gösterdikleri samimiyet etkileyici idi, sonunda noktayı da ıslıkla bir türkü çalan küçük torun koydu… Fotografya - Artık herkes fotoğrafçı, video ve film yapımcısı olanaklarına sahip. Herkesin okuma yazma olanağına sahip olması edebiyata etkisi ile herkesin kameraya sahip olduğu bir dünyanın fotoğrafa etkisini nasıl kıyaslaya biliriz? Bu fotoğrafın sonu diyenler var, yoksa sıradan fotoğrafların sonu ya da beklentinin değişmesi mi? Kemal Cengizkan -Artık herkesin fotoğraf çekiyor olması, telefonların mükemmel görüntüler üreten fotoğraf makineleri haline dönüşmesi önemli bir gelişme. Bir kişide eğer ‘güzel’ fotoğraf çekme merakı varsa şimdi bunu telefonunu kullanıp çok daha kolaylıkla yerine getirebiliyor. Halbuki eskiden en azından bir fotoğraf makinesine sahip olması ve onun kullanma tekniklerini bilmesi gerekiyordu; yani fotoğraf çekme işi çok kolaylaştı, çekilen fotoğraf sayısı arttı, güzel fotoğrafların sayısı da arttı. Ancak bu fotoğrafların kaçı ‘iyi fotoğraf’ olarak adlandırılabilir, soru budur. Senin dediğin gibi, bu durum okuma yazma oranının artması gibi bir şey. Herkes okuma yazma bilebilir ama herkes iyi bir hikâye anlatıcısı, romancı veya bir şair olamaz. Fotografya - Son bir isteğim, genç fotoğrafçılarımıza önerileriniz? Kemal Cengizkan -Genç fotoğrafçıların ‘güzel fotoğraf’ takıntısına pek kapılmadan fotoğraf ile neler yapılabileceği konusuna da kafa yormalarını öneririm. Gündelik hayata dışarıdan bir gözle bakılması, yaşanılan, benimsenen ve uyum sağlanan ama farkında olunmayan ilginç şeylerin yeniden keşfedilmesine neden olabilir. Sürprizleri neden hep dışarıda arıyoruz?
|