Back to Main Page

Back to Main PageSon SayıÖnceki SayılarEditörlerİletişim



Editör

Osman Ürper



Yayın Kurulu

Şeyda Aytem
Ayşegül Çakır



ADANET Fotoğraf Editörü

Uğur OKÇU



E-Mail Fotografya

afp@ada.com.tr


Sayı 2

DÖRT FOTOĞRAF YA DA TANIDIK BİR ÖYKÜ

Tuğrul Çakar

BAŞKALARININ YALNIZLIĞINI ÇOK KOLAY DUYAMAZ İNSAN. BENİM YALNIZLIĞIM OLMALI FOTOĞRAFLARIMDA. ANCAK O ZAMAN BENİM OLABİLİR FOTOĞRAF. BAŞKALARININ YALNIZLIĞINI KULLANMADIĞI İÇİN…

ÖYLE BÜYÜK ÖYLE BEYAZ BİR FOTOĞRAFINI YAPMALIYIM Kİ YALNIZLIĞIN, HİÇ KİMSE İÇİNDE BENİ, HİÇ KİMSE İÇİNDE YALNIZLIĞIMI GÖRMEMELİ. YALNIZ BEN VE BENİM FOTOĞRAFIM ANLAMALIYIZ BİRBİRİMİZİ…

Üzerine birikmiş kar yığınını kolayca yıktı. Ayağa kalktı. Fırtınanın delice savurduğu kar tanelerinin arasından gövdesi göründü. Kar tanelerinin onu yeniden örtmek istemelerine aldırmadı. Rüzgarın estiği yöne doğru, onunla alay eder gibi yürüdü. Fırtına, getirdiği kar yığınları ile üzerini ne kadar örtse de o, nehrin aktığı yeri bilirdi. Kolayca buldu nehri. Kar yığınlarını bir çırpıda savurdu. Karşısına çıkan buz tabakasını güçlü yumruklarıyla parçaladı. Suya ulaştı. Eğilip, yüzüne çarpan buz parçalarına aldırmadan içti. Kalktı. Yalnızlığını yanına alıp yürüdü. Kar yığınları arasında önce kayboldu, sonra yüksek kayanın üzerinde; hep sırtını yaslayıp büyük suları izlediği yüksek kayanın üzerinde yeniden belirdi. Yüzünü büyük sulara çevirdi. Bağırdı. Sesi büyük suları çevreleyen buz dağlarına çarpıp defalarca, değişmeden ama giderek azalıp ona döndü. Sesiyle birlikte o da küçüldü. Başını ellerinin arasına alıp, son beyaz sesi bekledi. Adı “Ses”ti.

SEVGİLERİM DE OLDU BENİM. COŞKULARIM… OLMALIYDI… SEVGİYİ EKSİKSİZ ANLATABİLİR Mİ FOTOĞRAF?. YA DA ALDATABİLİR Mİ İNSANI?. PEKİ, VAR MIDIR SEVGİ GERÇEKTEN?. VARSA NEDEN, VARSA NASIL BİTEBİLİR, YOK OLABİLİR?..

ÖYLE BÜYÜK, ÖYLE RENKLİ BİR FOTOĞRAFINI YAPAMALIYIM Kİ SEVGİNİN, YALNIZ O KONUŞMALI. HİÇ KİMSE SEVGİYİ SORMAMALI BANA.HİÇ KİMSE SORMAMALI…

Birden büyük suların üzerinde, kendisine doğru küçük çırpınışlarla gelen renk yumağını gördü. Şaşkınlıkla doğruldu. Onu ürkütmemek için daha da küçüldü. Yalnızlığını aradı yanında. Yoktu… Bekledi…

Renk yumağı, bir düş gibi gelip yanında durdu. Gülümsedi. Sonra beyaz kar yığınlarının üstüne oturdu. Çiçeğe benzedi. Karşısındakinin şaşkınlığını fark edip önce o konuştu.

“ Merhaba. Benim adım Renk.”

“ Merhaba. Ama sen… Burada, nasıl olur?. Soğuk çok soğuk değil mi burası senin için… nasıl, nasıl gelebildin.?. “

“ Eğer istersen üşümem ben. Etkilenmem soğuktan. Eğer istersen burada yaşayabilirim.”

“ Nasıl?.”

“ Seninle. Seninle birlikte… Burada.”

“ İnanabilirmiyim buna?.”

“Elbette. Elbette inanabilirsin. Kalabilir miyim?

Ses ayağa kalktı. Büyük sulara doğru dans ederek koşmaya başladı. Renk onu izledi. Dans ederken dokunduğu kar yığınları büyülü renklere dönüştüler. Ses, inanılmaz renklerle bezenen kar yığınlarını alıp gökyüzüne savuruyor, renkli kar yığınları, gökyüzünün şimdi daha da belirginleşen mavisi ile buluşup inanılmaz güzellikte bir görüntü oluşturuyorlardı. Gökyüzüne ulaşan kar yığınları hiç yere düşmediler. Başka kar yığınları ona dokunabilmek için birbirleriyle yarıştılar. Öyle çoğaldılar ki, büyük suların üstü renk bulutları ile kapandı. Gökyüzü bütün mavilerini açtı onlara. Saklamadı.

Ses, büyük suların üstünü kaplayan buzların üzerine uzandı. Renk koşarak gelip yanına oturdu.

“ Saatlerce izleyebilirim bu görüntüyü,” dedi Ses. Renk:

“ Onları alabiliriz gökyüzünden hem de onlara hiç dokunmadan.”

“ Alalım. Bu düş bitmemeli. Bizimle kalabilmeli…”

Günlerce gökyüzünden düş topladılar. Günlerce büyük suların üstünde dans ettiler. Yorulmadılar ..

En uzak buz dağlarının üstünü kaplayan büyük kar yığınları onlara ulaşamamayı kabullenemediler. Renk bulutlarının dansını kıskanıp yerlerinden koptular. Büyük sulara doğru büyük bir gürültü ile koşmaya başladılar.

Renk korktu. Bekledi…

“ Korkma,” dedi Ses. “ Onları durdurabiliriz, yanımda olman yeterli.”

Büyük sularla buz dağlarının arasında durup kollarını açtılar. Büyük kar yığınları önce korkup yavaşladılar. Sonra dizlerinin önünde durdular.

“ Durdurduk onları,” dedi Renk.

“ Durdurduk. Bir yer olmalı. Yine gelebilirler.”

“ Yerimiz olmalı.”

“ Nasıl?. Olabilir mi?”

“ Buzdan duvarlar yapabiliriz. Sana göstereceğim buz kütlelerini üstüste koy.”

Koştu, bir buz kayasına dokundu. Buz önce kırmızı, sonra ışık, sonra kırmızı ışık oldu.

“ Bununla başla,” dedi Renk.

Dokunduğu her buz kütlesi farklı renklere bürünüyor, buzdan sarayın ilk duvarı giderek büyüyor, büyüyordu.

“ İstersen biraz dinlen,” dedi Renk.

“ Hiç yorulmuyorum. İçimde inanamadığım, daha önce tanımadığım, adlandıramadığım bir coşku var!. Seninle gelen…”

“ Yaşama sevinci o. Ama sen yine de adını koyma.”

Büyük suların kıyısındaki buzdan renk sarayı tamamlandığında;

“ İçine ayrı bir bölme yapmalıyız,” dedi Renk.

“ Karanlık olmalı. Işık üretebilmem için… Ancak o zaman bütün ışıklar bana ait olabilir. Beyaz ve mavi de…”

“ Anlıyorum bugün bitirebilirim.”

Renk karanlık odaya girdi. Kapıyı kapattı. Karanlıkta kaldı. Bir süre sonra gülümseyerek çıktı.

Elinde tuttuğu ışıkları Ses ’e verdi. Onları buzdan sarayın en güzel yerine astılar. Ses, yere oturup duvardaki ışıklara baktı.

KORKULARIM DA VARDI BENİM. YENEMEDİĞİM… OLMAMALIYDI…. ÖYLE BÜYÜK, ÖYLE SİYAH BİR FOTOĞRAFINI YAPMALIYIM Kİ KORKUNUN, KÜÇÜK, SAVUNMASIZ KIPIRTILARIN NASIL ÇIĞ GİBİ ÇOĞALDIĞINI, NEDEN BÜYÜDÜĞÜNÜ, NASIL GERÇEĞE DÖNÜŞTÜĞÜNÜ ANLATABİLSİN…

Bazen, her şeyin bu kadar güzel olması şaşırtmıyor mu seni?. Her şeyi kaybetmekten, buzdan sarayın yıkılmasından öyle korkuyorum ki!.” dedi Ses.

“ Korkuyu sen yaratıyorsun. Yapma bunu. Sonra korku gelip karşısında durur. Beni sen yarattın, der. Bana güven. Bana güvenmen gerek.”

“ Haklısın,” dedi Ses. Ama sonra sustu. İçindeki korkuyu tanımlamaya çalıştı. Olmadı.

Günlerce yapacakları ışıkları konuştular. Karanlık odadan her çıkışlarında çoğalan ışıklarla beraber mutlulukları da büyüyordu. Ama Ses ’in korkusu da büyüyordu. Yiyecek bulmak için nehre gittiğinde, onun gitmiş olabileceğini, buzdan sarayın yıkılmış olabileceğini düşünüyor, koşarak buzdan saraya dönüyordu. İçindeki korkuyu ancak onu görünce yenebiliyordu.

NEDEN HERGÜN BİRŞEYLER KIRILIR İNSANIN İÇİNDE BİLİMEZ…

YAPILABİLİR Mİ ÖLÜMÜN FOTOĞRAFI?.

YAPILMALI MIDIR YA DA?. AMA YAŞANABİLMELİDİR FOTOĞRAF. OYSA ÖLÜM, YAŞANMAZ!…

“ Üşüyorum,” dedi Renk.

Ses, başının döndüğünü hissetti. Dizlerinin üstüne çöktü, kaldı.

“ Üşüme!.. Yalvarırım üşüme!” diye mırıldandı.

“ Üşüyorum.”

“ Ama eğer istersen üşümezsin sen” dedi.

Koşup üstünü örtmeye çalıştı.

“ Yararı yok bunun,”dedi Renk. “ Üşüyorum”.

Sonra uyudu. Uyandığında;

“ Bir düş gördüm, “ dedi. “ Hazırlanmamı istedi. Beni götürmek istiyor. İkibinyüzelli ’ye götürmek istiyor.”

Kalktı. Ses ’in ıslak gözlerine aldırmadan hazırlandı. Yaşamının kapısını açtı. Ses ’i dışarı çıkardı. Yanına kanıtsız birkaç öğreti aldı…. Gitti…

Buzdan saray sarsılmaya başladı. Renk duvarları önce renklerini, sonra ışıklarını birer birer yitirmeye başladılar. Su ve karanlık oldular. Ses doğruldu. Yıkılmak üzere olan son duvarın önüne geldi. Sırtını son ışığa yasladı. Yalnızlığını yeniden yanına aldı. Yüzünü büyük sulara çevirdi. Ama hiçbir şey göremedi. Büyük suları örten kar yığınları ve gökyüzü yoktu…

“ Onları almaya hakkın yoktu1.. Benimdi onlar. Beyaz ve mavi benimdi!.” Diye bağırdı. Ama sesi bir daha hiç geri gelmedi. Ya da o duyamadı.