Temel Tasarım : Yaratıcılık ve eğitim Sistemimizdeki Boyutu
YARATICILIK VE EĞİTİM SİSTEMİMİZDEKİ
BOYUTU
Öğr. Gör. Tülay ÇELLEK
Yaratıcılık, eleştirel bakmak, yeni
önermelerde bulunmaktır. Daha önce aralarında ilişki kurulmamış nesneler yada
düşünceler arasında ilişki kurulmasıdır. Alışılmışın, bilinenin dışında, farklı,
yeni, özgün olmak, problemi görmek, farklı çözüm yollarından giderek yeni sonuçlar
çıkartmaktır. Yaratıcılık dünyayı, kendimizi değiştirme eylemliliğidir. Sanatsal
yaratma, değiştirme sürecinde öznel iç yaşantının farklı dışa vurumudur. İnsanın
deneyimleri, duyarlılığı, algılama tavrı ile yeniden üretimi gerçekleştirmesidir.
Öznelin nesnelle diyalektik buluşmasında yeni ilişkilerin bulunması, keşfedilmesidir.
Rüyalar, hayal gücü, espri ve düşünsellik, dikkat, yargılama, uslamlama sonucu
oluşturulan eylemde sonuca farklı yollardan ulaşmadır yaratıcılık. Yaratıcı
insan, yaratıcı süreç içinde geçmişinden, entelektüel birikiminden, deneyimlerinden,algılarından,
hayal gücünden yararlanarak, çevresini bu bağlamda değerlendirip aktarma yetisi
çerçevesinde sezgi ve araştırma ile özgürce yaratıcı ürünler, yapıtlar oluşturur,
farklı önermelerde bulunur. Bu nedenle mevcut olaylar, kuramlar yeniden ele
alınır, ancak bakış açısı farklıdır. Gidilen yol orijinaldir. Varılan sonuç
özgündür. Bu duyarlılık sürecinin sonucunda yenilik vardır.
Yaratıcılık sanat yapıtında olduğu
kadar, bilimde ve güncel yaşamda da geçerlidir. Corbusier, “yaratıcılık sabırlı
bir araştırmadır” demiştir. Bilgi ve deneyim birikiminden yararlanarak sentezleme
sonucu yeni ürünler ortaya koymak gerekir yaratıcılık söz konusu olduğunda.
Birbiriyle farklı olan, ilişkisi olmadığını sandığımız şeylerin ilişkisini kurmak
ve yeniyi yaratmak gerekir. Matisse, “görmek yaratmanın başlangıcıdır” demiştir.
Yaratma bir serüvendir, bir heyecandır, bir duyarlılıktır, kuvvetli bir hayalgücüdür.
Bunun için de görmeyi bilmek gerekir. Gözümüzden kaçırdığımızı bilgiyle yakalamalıyız.
Bu nedenle bol bol okumalıyız. Türkiye’de bu konudaki eksiklik, okuma alışkanlığının
azlığı yürekler acısı bir konudur. İstanbul Anadolu Güzel Sanatlar Lisesinde
görevliyken ilk bir iki yıl bir şey çok dikkatimi çekmişti. Lüleburgaz’dan gelen
öğrencilerin çok güzel okuma alışkanlığı vardı. Hem de güzel kitaplar, yazarlar
okuyorlardı. Sorduğumda Yazın öğretmenlerinin yönlendirdiğini söylemişlerdi.
Hep o Yazın öğretmeniyle tanışmak ve kutlamak istemişimdir. Ne güzel bir devrim
yaratmış . Gerçi yine de A. Güzel Sanatlar Lisesinde olan çocuklar, düz lisede
okuyanlardan daha çok okuma alışkanlığına sahiptiler. Sanat kültür getirir.
O lisede dikkatimi çeken başka bir şey daha vardı. Bunu da, çok çalışkan bir
öğrencimde yaşamıştım. Her dersime ( Grafik Tasarım, Temel Sanat Eğitimi ) girdiğimde
ilk soru olarak, şu sıralar ne okuyorsunuz, kitabın adı, yazarı hatta yayınevini
sorardım. Öğrencinin biri seçtiği yazarın tüm kitaplarını okurdu hep. Ben ayrıca
gittikleri sinema, tiyatro, sergi konferans ve saydam gösterilerini de sorardım.
Aşağı yukarı bunları da takip etmesine karşın farklı olaylar arasında ilişki
kuramaz, bir görsellikteki ( film ) alıntıları diğer bir alana, Grafik Tasarımdaki
araştırmalarına harmanlayarak eklemleyemezdi. Çok çalışkan olduğu için kurtarıyordu
bazı şeyleri... Demek ki tüm bunlara karşın bazı şeyler vardı eksik kalan, kendisine
verilmeyen, alıştırılmayan. Bu nedenle doğuştan gelenlerin yaşantıda yeşertilmesi
çok önemli. Yoksa o güzelim yetiler yok olup gidiyor. Bir söyleşide dinlemiştim.
İsmini anımsayamadılar, ama öyküsünü anlattıkları tanınmış birine her gün annesi
okula giderken “ bu gün öğretmenine hangi önemli soruyu sordun “ dermiş. Bizde
ise soru sorma alışkanlığı yoktur adeta. Sık sık gittiğim konferans, panel,
sempozyum ve söyleşilerde bunu yaşarım kendim de dahil olmak üzere. Güzelce
dinleriz ya da dinler görünürüz ama sorularla evimize döneriz. Okullarda böyledir
genellikle...
Yaratıcılık kendini tanımayla başlar.
Bizler ise tüm dünyayı sorgularız, bunu doğruda yaparız ama bir kişiyi sorgulamayı
unuturuz. Kendimizi. İçinden geleni yapmak gerekir yaratıcılık adına. Ancak
bizler “elalem ne der” diye yetiştirilmişizdir çoğu kez. O baskıyla saklarız
içimizdeki çocukluğu, güzelliği, hayalleri, ütopyaları... Esprili, neşeli olmak
hafif olmakla karıştırılır bazen de. Tıpkı samimiyetin laubalilikle, özgürlüğün
laçkalıkla, disiplinin despotlukla karıştırılması gibi. Halbuki espride yaratmanın
ta kendisidir. Farklı düşünmek insanı toplumdan soyutlar diye korkarız. Çünkü
böyle büyütülmüşüzdür. Prof. Dr. Bünyamin ÖZGÜLTEKİN’e anne babası gezmeye giderken,
"biz gelene kadar bir şey icat etme sakın” derlermiş. Çok yönlü düşünmek
gerekir tek boyutta değil yaratmak için. Hepsinden önemlisi de duygu yüklü olmak
lazım. Duygusal zeka boşuna ön plana çıkarılmadı. Her ne kadar duygusallıktan
farklıysa da.
E.P.Torrance
göre yaratıcılık “boşlukları, rahatsız ediciliği ya da eksik ögeleri sezip,
bunlar hakkında düşünü ya da varsayımlar kurmak, bunları sınamak, sonuçları
karşılaştırma ve olasılıkla bu varsayımları değiştirip yeniden sınamaktır.”
Buluşun, yeniliğin söz konusu olduğu yaratıcılıkta, zihnin tüm yetileri, düşünme
süreçleri, imgelem, duygular etkileşim halindedir. Demek ki yaratıcılık tüm
zihinsel yetileri geliştirmede rol oynar. Yaratıcılık zekanın tamamlayıcısıdır,
en üst basamağıdır. Zeka, bilgi toplama, öğrenme ve bunları çeşitli durumlara
uyabilme ve kullanabilme yetilerinin toplamı olarak tanımlanır. Bu yetiler toplamının
içeriğini, bilgiler arasında yeni ilişki ve bağlantılar kurarak genişletir.
Conrad, “kavram, duygu ve imgelemi içine alan bir yaratı arama, araştırma ve
bulma sürecinin, algıdan doğmuş duyum ve duygularla çağrışmış, etkili bir mecazın
doğuşu sürecine başlangıç teşkil etmesi” diye tanımlar yaratıcılığı.
Yaratıcılığın içinde, sanatta yeni
ve özgün bir şey yaratmak bütünselliğine ulaşmak için algı da önemli rol oynar
Wernher Von Braun “bilinen şeyleri, yeni biçimde kullanmak, şimdiye kadar olduğundan
başka biçimde birleştirmektir” diyor. Bundan şu anlaşılıyor ki yaratıcılık üzerine
araştırma yapanlar farklı sözcükler de kullansalar içerik olarak birbirine yakın
tanımlar yapıyorlar.
Doğadaki canlıların içinde salt insana
mahsus olan yaratıcılık “çoklukta birlik, bütünlük” ilkesine dayalıdır. Bu da
seçmeyi ayıklamayı beraberinde getirir. İnsanı insan yapan olgulardan biri de
budur. Bir sanat yapıtı “ben varım”ın göstergesi olduğuna göre ölümü yenmenin
yolu olur böylece yaratıcılık. Aynı zamanda yoksunluğa, gereksinmelere yanıt
vermek, kötülüğe karşı çıkabilmektir yaratmak. Sanatsal yaratmanın doğasında
yaratıcılık süreci vardır. Sanatçının normlarıyla toplumun normlarının kesiştiği
yerde yaratma başlar. Yeni bir şey çıkar ortaya. Bu yapıt olabilir düşünce olabilir
vs.
Alev
ARIK , yaratıcı davranışlar yalnız bilimdeki ilerlemeyi değil, toplumu da çok
büyük ölçülerde etkilemektedirler. Zeka testlerinden yüksek puan alamayanlar,
yaratıcılık testlerinden yüksek puan alabilirler, yaratıcı çocuklar farklı kişiliklerde
olabilirler. Onların öğrenme yolları klasik yöntemler olmamalıdır, yaratıcı
yöntemlerle olabilir saptaması yapmıştır.
Yaşam yaratıcılıkla değiştiğine göre,
yaratıcılık her alanı ( bilim, sanat, yaşam ) kapsar. Bu nedenle gününün çoğunu
okulda geçiren öğrencilere hitap eden öğretmenlere çok büyük görevler düşmekte.
Bu da tahtaya şablon çizip bunun yinelenmesi sınırlamasıyla olmamalıdır. Katılık,
aşırı tekrarlılık, söz hakkı tanımama gibi tavırlar öğretmenlerin öğrenciyi
köreltmesine, gerilemesine, sınırlamasına neden olacaktır. Esneklik, öğrenciye
söz hakkı, düşündüğünü söyleme şansı verilmelidir. Öğretmene düşen yönetme,
müdahale etme değil, yönlendirme, organize etme, yaratıcılığı ortaya çıkartacak
davranış biçimi, konuşma tarzı olmalıdır. Öğretmen öğrenciyi farklı yollardan
aramaya yönlendirme, doğru yanıtları söylemek yerine onu düşünmeye, araştırmaya
sevk ederek yaratıcı süreç içine sokmalıdır.
1966
da Gallegher’in araştırmasına göre;
·Yüksek
zeka - yüksek yaratıcılık
· Düşük zeka - yüksek yaratıcılık
·Yüksek
zeka – düşük yaratıcılık
·Düşük
zeka – düşük yaratıcılık
Yaratıcılık zeka ile ilgili görülse
de onunla eş anlamlı değildir. Tabii tercih edilen hem zeki hem yaratıcı olunması
belki ama farklı yapılardaki öğrenciye doğru yönlendirme yapılırsa yine başarı
sağlanır. Bu durumda duygusal zekanın da önemi artıyor.
Wallas’a
( 1921 ) göre zihinsel faaliyetler şöyle bir süreç izliyor.
- Hazırlık
- Kuluçka
- Aydınlanma
- İspat
Yaratıcı etkinlik
- Hazırlık evresi, sorunu
benimseyip yeniden ele almak gerekir.
- Oluşma evresi, Sorun saptanır düşünceler ayrıştırılır.
- Planlama evresi
- Esinlenme evresi,farklı bir sıçrayış yapılabilir. Hani beyinde bir ışık çakar
ya
- Doğrulama evresi, özgün bir yapıt ortaya çıkar Denetim eylemi
Yaratıcılığın koşulu;
- Çalışmak
- Deneyim
- Gözlem
- Araştırma
- Algı
Çocukta yaratıcılığı geliştiren etmenler;
- Algıların zenginleştirilmesi için çocukların gözlem ve hafıza eğitimine gerekli
önemi vermek,
- Üretici düşünme yöntemi kazandırmak,
- Yeni biçimler aramaya, bulmaya ve bunları anlatıp yorumlamaya yöneltme
- Sanat eserlerini inceleme,
- Duygu ve düşünceleri kullanma alışkanlığı kazandırmak, pratik, çabuk, kararlı,
cesaretli olmalarına olanak tanımak,
- İmgelerinin geliştirilmesi,
- Öğrencinin çevresinin ( sınıf, atölye, koridor ) yapılan iş ve resimlerle
donatılarak bir sanat çevresi yaratılması,
- Öğrencinin kendi kendine çalışıp, teknik yönden birikim ve doyum sağlayacağı
ortam hazırlamak ( kitaplık, atölye vb. yerlerden yaralanması gibi ),
- Sanatsal etkinlikleri izleyebilme olanaklarının yaratılması ( müze, sergi
vs. gezilmesi ),
- Konuların öğrencilerin çevresinden ve yaşamlarından seçilmesi.
Yaratıcı düşünme özgürdür, hareketlidir, üretken
bir süreçtir. Çok yönlü bakmak, çok seçenekli çözüm yolları bulmak gerekir.
Tasarımcı, yaratıcı eylem sürecidir, çevresini yaratma adına görmeli ve kullanmalı,
tüm kaynaklardan yararlanmalıdır.
Bu kaynaklar;
- Doğal çevremiz,
- İnsan gereksinmeleri, istekleri
- Eğitilmiş insan gücü
- Sezgi
- Bilim
- Kültür
- Madde ve olanakları
- Teknoloji ve olanakları
- İnsanın ürettiği her şey
- Sanat
Yaratıcılığın içinde sezgi vardır. Bilinen
hikayedir, tanınmış bir sanatçı tanınmış bir bilim insanına sorar “biz sezgiyle
yaratıyoruz. Siz buluşlarınızı nasıl gerçekleştiriyorsunuz?” diye. Yanıt, “bizde
sezgiyle” olur. Birikim, bilgi, araştırma çok önemli ama sezgide bir o kadar
geçerli. Yaratan her an yaşar, yaratmanın tatili yoktur. Bazen rüyada, uykudan
uyanınca, bazen yolculukta bazen doğada yeşilliklerin içinde yatıp gökyüzüne
bakarak hayal kurarken, bazen sıkıntı içinde çıkış ararken, bazen izbe bir büroda
yada küçük bir atölyede. Bazen de refah içindeyken. Şurası da bir gerçek ki
Montaigne’nin Denemeler’inde olduğu gibi bir şeyler yapmak için bana şu şu olanakları
verselerdi neler yapmazdım, yaratmazdımın arkasına gizlenmeden. Tasarımcının
yaratma eylemi içinde yararlandığı temel kaynaklardan biri de sezgidir.
Önemli olan sezgiyi eyleme dönüştürmektir. Bu, yaratıcılık kapsamındadır. Sezgi,
hangi alanda olursa olsun bilinç altından gelen bir değer yapısıdır. Bunun oluşturduğu
süreç izlenip eğitilebilir.
Yaratma ediminde, inorganik olanla tinsel
olan, real olanla irreal olan, akılsal olanla duygusal olan, bilinçli olanla
bilinç dışı olan, mikrokosmik olanla makrokosmik olan, arkaik ya da geleneksel
olanla çağdaş olan, yöresel olanla evrensel olan, bireysel olanla toplumsal
olan uyumlu birliğe ve bütünlüğe ulaşırlar. ( Süleyman VELİOĞLU )Yaratıcılığın
koşulu çalışma, deneyim, gözlem, kültür, araştırma, algı, merak vb.dir.
Gordon ( 1944 ), “ yaratıcılık öğrenilebilen, geliştirilebilen
bir güçtür” der. O zaman okullarımıza çok büyük görevler düşer. Sanat eğitimi
de salt görüleni yinelemek ya da hocanın kimliğinde gelişmek değil, öğrencinin
bireysel ayrıcalıklarının çerçevesinde yeni, farklı yapıtlar yaratmasına, düşünceler
üretmesine olanak tanımak gerekir. Yaratmak, yaratıcı yeti insan yaşamını, dünyayı
değiştiren, geliştiren en önemli olgu. O halde okullarımızın baş tacı olmalı.
Çünkü okulun misyonu da budur. Yaratıcı eğitimin amacı , önceki kuşakların yaptıklarını
yinelemek değil, bunların üzerine bir şeyler koyabilmek, tasarıya, yaratıcılığa,
düşünmeye, özgünlüğe, meraka, buluşa, araştırmaya yöneliktir. Önüne konulanın
ezberi değil, sorgulanması ve katılım önemlidir. Eğitimde, bu nedenle yaratıcı
bireyin psikolojik özellikleri bilinmesi gerekir. Çünkü yaratıcılık eğitimle
geliştirilebilir. Yaratıcılığı yüksek olan bireyler,
Yaratıcılık söz konusu olduğunda yeni deneylere ve gerçeklere
açık olmak gerekir. Yaratıcı düşünce tüm bilgileri kullanmak durumundadır. Dolayısıyla
bilgiler, veriler çoğaltılıp yoğunlaştırılarak yaratıcılık artırılabilir, geliştirilebilir.
Bunun için öğrenciyi iyi tanımak gerekir. Bu bağlamda özellikle sanat eğitimi
kitle eğitimi olarak gerçekleştirilemez. Bireysel eğitim söz konusu olmalıdır.
Çünkü kitle eğitimi katılımsız ve öğrenciye dayatma şeklinde gerçekleşiyor. Nasıl
bilim eğitimi denemelerle gerçekleştirilirse sanat eğitimi de araştırmalarla bir
konunun varyasyonları üretilerek gerçekleştirilmelidir. Tabii bu biraz da sabır
işidir. Bir çalışma yapıp, ben yaptım oldu mantığı geçerli olamaz. Ayrıca hiçbir
zaman sanat eğitimi sınıfın dört duvarı içinde hapsedilemez. Gözlem zenginliği
gereklidir. Duvarları, hatta ülke sınırlarını aşmak gerekir. Nasıl insandaki üzülmek,
korkmak, kızgınlık, sevinmek gibi bazı duygular tüm dünyada aynı ise sanatta evrenseldir.
O zaman her yere uzanmak, başka kültürlerle de kendi kimliğimizi yok etmeden zenginleşmek
gerekir.
Eğitim, toplum içindeki bireylerin yaşam
içindeki yerlerini almalarını sağlamaya yöneliktir. Bireyin davranışlarında kendi
yaşantısı yoluyla kasıtlı olarak istendik değişme meydana getirme sürecidir. Eğitim,
belli bir bilim dalı yada sanat kolunda yetiştirme, geliştirme ve eğitme işidir.
Bu çerçevede yaratıcılığın ön planda olması çok önemlidir. Yani ya yaşatacağız
ya da öldüreceğiz. Bunun içinde ateşli bir silaha gerek kalmadan
KAYNAKLAR
· Yanılsama ve Gerçeklik Coudwell, C Pavel
yay. , 1974
·Görme
Biçimleri Berger, J ., Metis yay.1986
· İTÜ Bülten Tasarlama Eğitimi 1 – 2 , 1985
·Eğitim
Yönetimi Başaran İ.E., Kadıoğlu Matbaa 1983
· Eğitime Giriş Başaran İ.E., Sevinç Matbaa
1973
·Sanatın
Anlamı Read H. İş Bank yay. 1974
· Sanatın Gerekliliği Fishcher E.,Kuzey Yay.
1985
·İnsan
ve Yaratma Edimi Velioğlu S. İş Bankası Yay. 2000
·Yaratıcılık
Rouquette M.L. İletişim Yay. 1992
·Yaratma
Cesareti May R. Metis Yay.
·Yaratıcı
Düşünce Sungur N. Özgür Yay.
·Sanatsal
Yaratma Çocukta Yaratıcılık San İ. İş Bankası Yay.