Editör

Aysel Altun
Ayşe Saray

Yayın Kurulu

Ahmet Kutlay
Dora Günel
Tacettin Teymur






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
FOTOĞRAFIN KÖŞESİ - Özcan Yurdalan

GÖRSEL BELLEKSİZLİK

Tuğrul Çakar'ın anısına

Esası ihmal ederek zahirle yetinmek, elbet memleket kültüründe yetişme has bireylerin oluşturduğu fotoğrafçılık camiamızın da en büyük hasletlerinden biridir. Tamam, hiç kimsenin itirazı yok, fotoğrafçılık “görünenler” ile iştigal eder doğru, ama her suretin görünen bir yüzü varsa eğer, en az bir tane de görünmeyen yüzü vardır ki o olmadan olmaz.

Pardon olur. Görünen yüzden ibaret fotoğraflar, anlık kullanıma yönelik pop fotolardır. (Bu tanım bir yargı barındırmıyor. Pop müzik, popüler roman nasıl bir türse, günümüzde çok geniş kitlelerin ilgisini çeken fotoğrafçılık da kendi içinde popüler bir icra alanı yaratmış durumda, bütün dünyada) Bakana haz verip hoşça vakit geçirmesini sağlayan görsellere lafımız yok. Kolayca üretildikleri gibi kolayca tüketilirler. Dekoratif nesnelerdir. Bu durum her sanat alanındaki pop ürünlerin doğası gereğidir, fazlası beklenmez.

Öte yandan iyi kötü bir değer yüklenmiş, yaratıcısı yanı başındayken belli bir ilgi derlemiş, hatta payeler, nişanlar getirmiş fotoğraflar vardır ki, öksüz kaldıklarında zelil olmasalar bile zibil olup gidiverirler bir başlarına.

“Ne olmuş ki? diyecekseniz eğer, durum açık. Türkiye fotoğrafında 50-60 kuşağı Allah hepsinin gecinden versin ve de dermanları tükenmesin ama şu fani dünyanın ışıklarıyla ilişkilerini yavaş yavaş kesmekteler. Elbet daha erken çekilen 60-70 kuşağının fotoğrafçıları oldu, hatta 80-90’ların parlak yıldızları gün akşama dönmeden kayıp gittiler. Oluyor böyle şeyler, insan halleri, üstelik sırayla değil bu iş malum.

Birisi çıkıp:
- Taş üstüne taş koyar gibi fotoğraf üstüne fotoğraf koyarak bir görsel bellek inşa etmek gerekir. Demokrasi, adalet, eşitlik ancak geçmişini bilen ve yüzleşip hesaplaşabilen bir toplumda boy gösterir. Mesela fotoğraflar böyle bir işe de yarayabilir,” derse ben inanırım.

Ya da siz bana Türkiye’nin görsel hafızası konusunda:
- Gidenlerin geride bıraktıklarını kalanlar hakkıyla değerlendiriyor, görsel bir hafızayı hem biriktirip hem yaşatıyor mu? diye sorarsanız ben de size
- Fotoğraf ortamımızdaki arızanın büyüğü burada zaten, derim.
- Fotoğrafçıdan geriye ne kalır?
- Görüntüler elbet.
- Görüntüler bakılmak ister ama bir o kadar da saklanıp korunmak.
- Nasıl korunup saklanır peki?
- Ayakkabı kutusunda ya da bilgisayar belleğinde değil, arşivlenebilmek için gerekli vasıflara sahip bir görsel bellek merkezinde, bir kurumda.
- Peki nerede bu kurum? Var da biz mi vermedik fotoğraflarımızı?
- Hiçbir yerde. Yok çünkü. Hiç olmadı.

***

Bu topraklarda fotoğraf, icadından kısa bir süre sonra dolaşmaya başladı. Sanayisi oluşmasa bile kendi çapında bir pazarı, piyasası oluştu. 1950’lerden itibaren toplumun ayrıcalıklı kesimlerinde hobi mahiyetinde fotoğrafçılığa ilgi baş gösterdi. 70’lerle birlikte meraklılar çoğaldı, dernekler vasıtasıyla örgütlenmeler başladı. Popüler fotoğrafçılık alanındaki bu gelişmenin yanı sıra meslek uygulaması olarak gazetecilik ve sanatta fotoğraf kullanımı da değişik fazlardaki icraatlarıyla bu güne geldiler.

Derneklerde temsil edilen popüler fotoğraf anlayışı kendi yapılanmasını oluşturmuş, yarışmaları, ödülleri, eğitim içeriğiyle birbirini tamamlayan bir mekanizma kurmuş etkili bir damar. Haber ve belgesel fotoğrafla uğraşan kesim oldukça parçalı bir yapı içinde. Ana akım medyada haber fotoğrafçılığına gereken önem verilmezken, bir fotoğraf arşivine sahip medya grubundan söz edebilmek mümkün değil.

2000’lerle birlikte hareketlenmeye başlayan bağımsız habercilik ve belgesel hikayelerle uğraşan fotoğrafçılar, küçük ajanslar ve yarı amatör kolektifler halinde hızlı bir yapılanma içindeler.

Sanat fotoğrafçıları ise kendi atmosferlerini genel sanat evreninin içinde yaratmaya çalışıyorlar.

Bu alanlara bir de akademiyi ekleyerek oldukça iç içe durduklarını söylemek yanlış olmaz.

Kuşkusuz her alanın kendine özgü gündeminden ve problemlerinden söz edilebiliriz, hatta her birinin esasını teşkil edecek unsurların neden tam oluşmadığını tartışabiliriz. Buna rağmen bu çevrelerin ortak bir meselesi var ki o da bir görsel hafıza merkezimizin bulunmaması. Müze demiyorum. Özel koleksiyonlardan söz etmiyorum. Toplumun görsel belleğinin somut adresi yok diyorum. Bugün Türkiye fotoğraf tarihi denilince adı geçen belli başlı kahramanların kendi dönemlerinde ürettikleri görüntülerin ulaşılabilir olması gerektiğini düşünüyorum.

Haber fotoğrafçıları ve belgeselciler küçük de olsa böyle bir imkana sahipler. Özellikle son yıllarda oluşan kolektifler, bağımsız ajanslar, kendi çaplarında birer görsel bellek alanı yaratmış durumdalar. Ama bundan daha önemlisi haber ve belgeselcilerin ortak belleği olmaya aday Depo Photos hızlı bir gelişim içinde.

Sanat fotoğrafçıları, çalıştıkları galeriler ve girdikleri özel koleksiyonların yanı sıra müzelere kabul edilmiş eserleri sayesinde işlerinden bazılarının kendilerinden sonra da yaşayabilme imkanına sahipler. Kaç kişidir bu fotoğrafçılar diye bana sormayın, başka mevzudur. Ama sanat yaptığını düşünerek fotoğraf üreten lakin galeri ve piyasa ilişkilerine sahip olmayan pek çok fotoğrafçı hiç kuşkusuz açıkta kalmış durumdalar.

Popüler alanda kalarak fotoğraf üretenlerin işi oldukça zor. Dernekler ve federasyon, örgütlü faaliyet konusunda yıllardır edindikleri birikimi sistematik bir görsel bellek oluşturmak için gerekli enerjiye dönüştüremedi. Derneklerin kaç tanesi on-onbeş yıl öncesine dair derli toplu bir fotoğraf arşivi çıkarabilir ortaya? Kaç dernek bulunduğu şehrin belediye tanıtım fotoğrafçılığı dışındaki gerçek görünümlerinden bir toplam koyabilir önümüze. Bu konuda oldukça karamsarım anlaşılacağı gibi.
 
Olayın daha vahim yanı fotoğraf kurumları ve akademya bu durumu bir problem olarak görmüyor ki ne böyle bir gündem var ne de ihtiyaç üstünden bir hazırlık söz konusu. Bazı romantikler, “sanatçının değeri öldükten sonra anlaşılır” diye avunabilirler ancak kazın ayağı öyle değil. Bu ortamda sen gittin mi fotoğrafların da seninle birlikte gider. Onlara ne sahip çıkacak bir kurum vardır ne değerlendirecek bir merkez, ne de sanatçılığının hakkını verip takdir edecek bir yapı. Sen gittin mi onlar da gider.

Birçok fotoğrafçı bu meselenin farkında, biliyorum. Bazıları kendi başlarına bir çözüm bulmak için çırpınıyorlar. Ara Güler de onlardan biri. Son yıllarda herhangi bir yayın politikası, editoryal bir tutarlılık, tematik/tarihsel bir izlek falan gözetilmeden kitap haline getirilen fotoğrafları iyi hoş ancak ya kalanlar, onlara ne olacak? Beklendiği gibi bir holding tasarrufunda saklanıp korunursa ne mutlu. Gültekin Çizgen’in onca gayretle kurulmasına öncelik ettiği İstanbul Fotoğraf Müzesi’nde kişisel arşivine güvenli bir yer ve kullanıma açık bir işlev sağlanacak mı muğlak. Ozan Sağdıç’ın, gerçek bir hazine olan fotoğrafları nasıl korunup kullanılacak? Popüler fotoğrafın teorisini de yapmış olan Sabit Kalfagil artık aramızda değil. Sanatçılığı devlet tarafından onaylanmış hocanın fotoğraflarını nasıl bir akıbet bekliyor acaba? Fikret Otyam’ın fotoğrafları bu dünyadan geçmesinin ikinci yılında Depo Photos’a ulaşabildi. Ailenin onayıyla, Fikret Otyam Vakfı’nın dahliyle, fotoğraflar taranarak dijital arşive aktarılmak ve kullanıma açılmak üzere teslim alındı. Ancak her birinin künyesi, yani nerede ne zaman çekildiklerinin bilgisiyle birlikte fotoğraf altları, yani fotoğrafta kimlerin göründüğü, ne olduğu, neden olduğu bilgilerinin de toparlanması gerekiyor ki bu görseller gerçekten bir arşiv değeri kazanabilsin. Uzun bir zaman ve hayli emek gerektiren bir iş yani.

Lafın kubbesini dikerken, bir fotoğrafın arşivlenecek vasıf taşıyabilmesi için fotoğrafçı tarafından künyesi ve fotoğraf altıyla birlikte oluşturulması gerektiğini hatırlatayım, meğer ki Ara Güler ya da Fikret Otyam değilse. Yok “ben sanatçıyım, benim fotoğrafım kendi sözünü söyler zaten” diyorsanız eğer, o da sizin bileceğiniz iş, kimseye laf düşmez; belki de birileri günün birinde bir yerlerde bulabilirse fotoğraflarınızı, kulak verip dinler.



 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa