Editör

Koray Olşen

Yayın Kurulu

Atila Köksal
Aysel Altun
Ayşe Saray
Berrin Cerrahoğlu
Dora Günel
Mehmet N.Savcı
Meltem Çolak
Necla Can Güler
Nilüfer Zengin






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
    Sayılar    Sayı 25     DOSYA: Direniş    Alper Elitok
Alper Elitok
ESKİŞEHİR

Cuma sabahı Gezi Parkındaki çadırlara yapılan acımasız müdahalenin haberiyle uyanmıştık. Herkes işini gücünü bırakmış gözlerini sosyal medyaya dikmişti. Her gelen haber, her gördüğümüz fotoğraf sinirlerimizi biraz daha geriyordu. Son haftalarda çoğalmış olan genel huzursuzluk havasını, çaresizliğin dile getirilişini çevremde görüyordum. Bir gün önce Ece Temelkuran şöyle yazmıştı: ‘Tahrir Meydanı, Kasbah Meydanı birer "Yeter ulan!" ile başladı. Gezi Parkı eylemi de her şeyi başlatan bir "Bıktık be!" eylemi olur mu? Soru bu. Gezi Parkı'nda bütün siyasetler var. Yani dışarıdan göründüğü kadar dağınık, düzensiz, kendiliğinden veya "münferit" bir vaziyet değil. Tıpkı Mısır'daki Tahrir ve Tunus'taki Kasbah gibi. Her ikisinin de başlangıcı tıpkı böyle alçakgönüllü olduğu için benzetmek büsbütün yersiz değil.’

O gün her birimizden çıkan alçakgönüllü ‘Eeeh, yeter artık!’ sesleri birleşti ve akşamüstü Porsuk kıyısındaki Eti Park’ta gür bir ‘Her yer Taksim, her yer direniş!’ sloganına dönüştü. Binlerce kişi bugün adı Ali İsmail Korkmaz Parkı olan o parkta aynı amaç için birleşti. Hava karardığında topluluk yavaş yavaş dağılmaya başladı. Ben de evime gidip boş yere haber kanallarında penguenlerden başka bir şey görmeyi umut ettim. İlerleyen saatlerde gelen mesajlar üzerine protestocu topluluğun bu sefer Üniversite Caddesi üzerindeki AVM önünde toplandığı, yeni katılımlarla iyice kalabalıklaştığı bunun üzerine polisin müdahaleye başladığını öğrendim. Üniversite caddesine ulaştığımda ortalık duman ve gaz içindeydi. Sabahın erken saatlerine kadar devam eden kovalamacadan sonra yorgun argın ve uykusuz eve gittiğimde birkaç hafta sürecek destansı bir dönemin başlamış olduğunu henüz tam olarak idrak edememiştim. Ama kulak misafiri olduğum üniversite öğrencisi bir çiftin diyalogu gezi ruhunu özetliyordu. Delikanlı genç kıza ‘Şu halimize bak, bu ülkeden ilk fırsatta çekip gitmek lazım’ demiş, kız arkadaşı da ‘Ben kalmayı, kalmayı ve direnmeyi hiç bu günkü kadar istememiştim!’ diye cevaplamıştı.

İlerleyen günlerde aynı AVM önünde protestolar devam ederken, çoğunluğu üniversite öğrencisi olan gençler Gezi’deki arkadaşları gibi çadırlarını kurmuş, anonim olarak kullanılan mutfaklarını, çayhanelerini tüm protestocuların hizmetine sunmuşlardı. Gündüz vakti desteğe gelen liseliler akşamları evlerine dönerken yerlerini işten çıkıp gelenlere bırakıyor, açıkoturumlar, halaylar, sloganlar, şehrin değişik bölgelerine yapılan protesto yürüyüşleri devam ediyordu. Yaşanılan şey birçok kişi için rüyasında görse inanmayacağı kadar güzel ve samimiydi. Hiç kimse bir partinin veya başka bir örgütlenmenin parçası değildi. Bireysel olarak veya arkadaş arası konuşmalarda yaşanmış isyanın ortak bilinç olarak patlamasıydı, o son damlanın artık bardaktan taşmasıydı…

Taşan damlalardan biri olarak protestolara elimden geldiğince katıldım. Bir fotoğrafçı olarak ise tarihe tanıklık etmenin verdiği heyecanla protestoları görüntülemeye, arşivlemeye çalıştım. Benim için en önemli fotoğraflar 2 Haziran gecesi çektiklerimdir. O gece Ali İsmail ile yan yana durmuşuzdur, yumruklarımızı sıkıp aynı haya kaldırmışızdır, aynı gazı solumuşuzdur, belki yan yana koşmuşuzdur sıkılan sudan kaçarken diye tekrar tekrar baktım o fotoğraflara, uzun uzun baktım. Tek tek büyüttüm ekranda, yüzleri inceledim birer birer, acaba kadrajıma tesadüfen girmiş midir diye… Ali kaçarken benim girdiğimden hemen önceki sokağa girmiştir belki ve o sopalılar onu bulmuştur. Ben de o sokağa girmiş olabilirdim. Onun yerinde ben de olabilirdim, kardeşim de olabilirdi, bu yazıyı okuyan sen de…

 

Temelkuran’dan alıntıyla başladığım yazımı yine onunla sonlandırmak isterim:

 

 ‘…Tufan başlayınca da "Bir at! Bir at için bütün krallığım!" diyeceksiniz korkuyla, kaçmak için. İşte o zaman ben ve benim gibiler de şöyle fısıldayacak, belalı bir rüzgar sesi gibi:
Aliiii! Aliiii! Aliiii!

Bu çocuğun yüzü kalbinize mühür olsun. Bir gün de sevdiğinizle uyanmak nasip olmasın. İçinize dermansız bir dert düşsün, hiç uyku uyumayın. Her gün çocuğunuzdan bir haber bekleyin de alamayın. Bir tatlı dost sözü duymadan ömrünüz nihayet etsin. Her sabah boğulacak gibi uyanın. Ve size ne desem az. Size ne desem kifayet etmez.’

 

P.S.

Slovenya’dan bir haber sitesi, haberin yanındaki fotolardan bir kısmı benim:

http://www.rtvslo.si/svet/kaj-se-je-res-zgodilo-v-turciji-ljudem-grozi-diktatura/310516





  • Alper Elitok
  • Alper Elitok
  • Alper Elitok
  • Alper Elitok
  • Alper Elitok
  • Alper Elitok
  • Alper Elitok
  • Alper Elitok
  • Alper Elitok
  • Alper Elitok
  • Alper Elitok
  • Alper Elitok
  • Alper Elitok
  • Alper Elitok
  • Alper Elitok
  • Alper Elitok
  • Alper Elitok
  • Alper Elitok
  • Alper Elitok
  • Alper Elitok
  • Alper Elitok
  • Alper Elitok
  • Alper Elitok
  • Alper Elitok
  • Alper Elitok
  • Alper Elitok
  • Alper Elitok
  • Alper Elitok



 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa