Editör

Aysel Altun
Ayşe Saray

Yayın Kurulu

Ahmet Kutlay
Dora Günel
Tacettin Teymur






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
İbrahim Göğer



Aşırı karbon salınımıyla ilgili CFC sergisini 1989 yılında, bir ressam ve bir heykeltraşla birlikte yaptık. Hemen hiç kimse çevresel kirlenmeye karşı duyarsız değildi. Ancak duyarlılıklar etkili bir yaptırım için yeterli değildi. Benim de hareket noktam bu saptama oldu. Pek de etkin olamayan, tepkiselliği temsilen, bir korkuluk yaptım. Korkuluğu, bana modellik edenlerle birlikte görüntüledim. Modeller toplumun çeşitli kesimlerini çağrıştırır biçimdeydi. Korkuluk ise mağrur, gururlu, ama yalnız haliyle, karede yer alıyordu. Fotoğraflarda durağan bir atmosfer hakimdi. Çekimleri Gölbaşı yakınlarındaki bir tarlanın kenarında yapmıştık. Tepkimiz yerindeydi ama değişimi yönlendirmek için yeterli değildi. Ne yazık ki. O bölgeden her geçişimde çekimleri yaptığımız yeri bulmaya çalışırım. Koca koca sitelerin olduğu yer miydi? Yoksa, az ilerideki fabrikanın bahçesine mi denk geliyordu? 

Yine kendi yaptığım bir büyü bebeğini, fabrika bacalarından çıkan dumanlarla montajladım. Fotoğraflara baskı sonrası çeşitli boyalarla müdahale ederek, etkiyi artırmak istedim. Tarihten anlaşılabileceği gibi çekimlerde siyah-beyaz negatif film kullanmıştım. Baskıları daha büyük ebatta (70x100 cm.) olsun diye, rulo kartlara yaptım. Son karede ise daha sonradan kırdığım bir ayna üzerine, serigrafi yöntemiyle basılmış korkuluk figürü bulunuyordu. Böylelikle izleyiciler son karede, modellerin yerine geçerek işe dahil oluyorlardı.

Fotog 01.jpg Fotog 02.jpg Fotog 03.jpg

Kendi yarattığım gerçekliği görüntülüyordum. Fotoğrafta yer alan elemanlar; mekan seçiminden, yapay objelere, kıyafetler ve aksesuarlara kadar planlanmış bir kurgusallıktaydı ama sorun gerçek, tepki yerinde ve haklıydı. Amaç da bu imajı yaratmaktı. Daha sonra sergiyi, Kızılay meydanı dahil pek çok yerde tekrarladık.

Aynı konuyu, yeniden, günümüz çerçevesinden bakarak işleyen, yeniden yapma davranışını ve stereotip çalışmaları, çağdaş olarak adlandırdığımız eserlerde görüyoruz. Berlin duvarı yerli yerindeydi ve henüz dünya tek kutuplu bir hal almamıştı. Bu tarz çalışmalar Modernizmin sınırlarını zorlayan Kavramsal Sanatlar çerçevesinde ele alınıyordu. Küreselleşme henüz bir sözcüktü. Onun bu denli hızlı biçimde günlük hayatı, kişisel ilişkilerimizi, hayata bakışımızı ve dolayısıyla sanatı değiştirebileceğini tahmin edemezdik. Küreselleşen ticaret ve yeni ilişki biçimleri Postmodern yaşam anlayışını beraberinde getirdi. Ben de artık bu yaşam anlayışı ile çağdaş sanatlar olarak değerlendirdiğimiz çerçevede, kavramsal işler yapmaya devam ediyorum.

1997 Yılına geldiğimizde, artık devletçilik anlayışı terk edilerek özelleştirmeler devri başlamıştı. Aynı üçlü ’80 sonrası toplumsal değişimi konu alan, GIYABINDA sergisini yaptık. Bu kez fotoğrafları stüdyomda, yapmış olduğum maskları takan modellerle birlikte yaptım. Masklar, modellerin sadece yüzünü kapatacak kadar ya da arkasına saklanabilecekleri boyutlardaydı.

Hepimiz ve her şey hızla değişiyordu ve artık kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi hatırlayamıyorduk. Yeni kimlik ya da kimliklerimiz konusunda da aslında bir fikrimiz yoktu. Rüzgar kuvvetliydi ve biz savruluyorduk.

Bazı karelerde masklarla modeller bir olsun diye, modelleri çekim öncesinde boyadım. Bazılarına film montajları yaptım. Sergi tasarıma dayalı biçimde, kurgusaldı. Fotoğrafların baskılarını ise 50x60 cm. siyah-beyaz karta yaptım ve müdahalesiz olarak sergiledim.

Fotog 04.jpg Fotog 05.jpg Fotog 06.jpg

2002 yılında yaptığım RED sergisinin çekimleri yine stüdyoda gerçekleşti. Stüdyoda modellerden, onları aydınlatan tek bir ana ışıktan ve istemediğim bölgeleri kapatmak için kullandığım perdeden öte fazla eleman yoktu. Baskıları 50x60’dan 10x10 cm.’ye çeşitli boyutlarda yaptım. Çerçeveler ise genel olarak 90x100 cm idi. Siyah fonlu, büyük çerçevelerde, çok küçük baskıları sergiledim. Böylelikle izleyici fotoğrafa bakmak için yaklaşmak durumunda kalıyor ve etraftaki her görüntüden arınarak, sadece fotoğrafla yüzleşebiliyordu.

Toplumsal değişimin yönü belirginleşmiş ve sertleşmişti. Ya bendensin ya da değil, anlayışı içten içe hakimdi. Günümüzü belirleyen tohumlar artık filiz verir olmuştu ve değişim için zorlanıyorduk. Değerlerine sadık kalmaya çalışanların, aynıdanlaştırma karşısında bireysel olarak direnenlerin fotoğraflarını yapmaya çalıştım.

Fotog 07.jpg Fotog 08.jpg Fotog 09.jpg

RED sergisindeki yaklaşımı, güncelleyerek, aynı bakışın devamı sayılabilecek çalışmalar yapmaya devam ettim. Bekleyiş ve bir kenara atılmış halde, içi boşaltılmış insanların fotoğraflarında, o günkü kavram ve değerlerin, bugün nasıl değerlendirildiği hakkında bir fikirden hareket ettim. İçi boşaltılmış kadınların çekimlerini artık dijital kameralarla yaptım ve tahmin edeceğiniz gibi yoğun bir photoshop katkısı bulunuyor.

Fotog 10.jpg Fotog 11.jpg Fotog 012.jpg

Fotoğraf teknolojisi teknik kusursuzluktaki fotoğrafları, çok küçük boyutlu makinalar hatta telefonlarla bile yapmamızı sağlıyor. Görüntüleri yıllara yayılan deneyimlere, baskıları simyacılığı çağrıştıran karanlık odalara ihtiyaç duymadan, kolaylıkla yapabiliyoruz. Görüntüler teknik olarak kusursuz olabiliyor ama görüntülenenler, göründükleri gibi gerçekten kusursuz mu? Buruşturduğum baskılarla yaptığım çalışmalar tamamen el işçiliğine dayanıyor. Teknik kusursuzluğu, algılarım yönünde bozmuş oluyorum. 

Fotog 13.jpg Fotog 14.jpg Fotog 15.jpg

Üç boyutlu çalışmalarım, zemin olarak bir mazgalı kullandığım işle devam etti. Panjurun ön kısmında, hoş bir kadın portresi bulunuyor. Panjuru kaldırdığınızda ise polaroid emülsiyon transferi yöntemini kullanarak yaptığım, bir kadın portresi yer alıyor. Tabii ki bu görüntüde kadın bir hayli yıpranmış gibi duruyor. Mazgalın mekanizmasını bozdum. Sadece panjuru kaldırdığınız zaman, alt planda yer alan baskıyı görüyorsunuz. Bıraktığınızda ise sizi yine hoş bir kadın portresi karşılıyor. 

Fotoğrafçılar olarak bizi ziyadesiyle ilgilendiren gerçeklik konusunu çok düşündük, çok konuştuk. Artık habere, olan bitene zahmetsizce ve en hızlı biçimde ulaşabiliyoruz. Gördüklerimiz sahiden gerçek mi? Yoksa sunulan gerçekliği, gerçeğin kendisi gibi algıladığımız bir dünyada mı yaşıyoruz? İnternet, basın yayın kanalları bu konuda çok etkili ve çok hızlı. Aldığımız kötü bir haberin, içimizi sızlatan bir olayın etkisi ne kadar sürüyor, bir etki yaratıyor mu? Çok mecralı günümüzde, hemencecik sunulan başka bir gerçekliğin peşine mi düşüyoruz? Sadece görmeyi istediğimiz imajlar üzerine kurulu bir dünya algısı, sanal bir yaşam sayılmaz mı?

İmajlar, imajinal yaşamlar ve stereotip üzerine yaptığım çalışmada, yine üçüncü boyutları kullandım. Photoshop ve benzeri görüntü düzenleme programlarında kullandığımız katmanları, yaptığım kutulara uyguladım. Çerçeveyi oluşturan, derin kutu içerisinde kanallar bulunuyor. Kanalları katmanlar olarak da düşünebilirsiniz. En arka planda tekrarlayarak kullandığım, tek bir kadın portresi yer alıyor. İşlerin birinde kanallara danteller yerleştirdim. Birkaç kanalda üst üste gelen danteller, arka plandaki görüntüyü kısmen gizlerken, gizemli bir imaj yaratıyor. Kutu içerisine döşemiş olduğum led aydınlatmalar, boyut algısını zenginleştirmekle kalmadı. Daha soğuk, teknolojik ve daha suni bir algının oluşmasını sağladı. 

KA02.jpg KA4.jpg KA05.jpg

Günümüzde kimliklerin, imajlarla tanımlandığı savından hareket ettim. Yeni dünyada kimliklerimiz, asıllarından ötelerde bir yerlerde, kurgulanmış imajlara bürünmüş hallerinden başka bir şey değildi.

Bir diğerinde aynı portreyi parçalayarak, kanallara yerleştirdim. Aslında tek bir fotoğrafa bakıyorduk ama bakış noktamıza göre görüntü ve derinlik algısı değişiyordu. Tek bir portreden birden çok kimlik algısı oluşuyordu.

Barkod-02.jpg

Devamı olan işte, zemine döşeli olan led aydınlatmalar, çok renkli misinalara teknolojik bir boyut kazandırdı. İçinden geçen ışıkla misinalar, aynı zamanda iletişimin karmaşası gibi gözüküyor ve en arka plandaki görüntüye ulaşmamızı zorlaştırarak, yeni bir algı oluşturuyordu. Diğer çalışmamda fotoğrafı, fotoğrafta bulunan takı ve aksesuarların, gerçeklerini kullanarak süsledim. Böylelikle yeni bir imajinal kimliği, fotoğraf çekildikten sonra oluşturmuş oluyordum.

 Fotog-21++.jpg Fotog-19++.jpg

Fotog 20.jpg Fotog-18.jpg          


Kimlik üzerine birkaç çalışmam daha var ama ben patlamalarla ilgili olarak yaptığım “.mınakşab termE” çalışmasından söz etmek istiyorum. Yönetim sisteminin halk oyuna sunulacağı seçim öncesinde, Ankara tren garı binasının önünde başlayan bir dizi patlama, ölümlerle sonuçlandı. Adlarını ilk ve son kez duyacağımız halktan insanların isimleri, alt yazı olarak televizyon ekranlarında kaydı. 

İnşaatlarda tel hasır olarak kullanılan demir kafeslerin ikisini, galvanizli yaldız boya ile boyayarak parlak bir görünüm kazandırdım. Daha önce kestiğim demir parçalarını da dikine montajlayarak kullandım. Galeri tavanına asılı biçimde duran bu yapıya fotoğrafları asıyorum. Patlama sırasında yaralanan, ölen, vahşet fotoğraflarından hiç biri benim değil. Hepsi internette bulduğum fotoğraflar. Onları patlamayı çağrıştıracak biçimde, şifreli bir metnin harflerinin yazılı olduğu kırmızı plakalarla birlikte asıyorum. Kurduğum yapının zemininde, binlerce harfin karışık biçimde bir yığın halinde bulunduğu bir yüzey yer alıyor. Patlamalarda ölenlerin isimlerinin, harflerini kullanarak oluşturduğum grafik yapısı, manifestoya gönderme yapıyor. “isimleri de kendileri gibi parçalandı”

022-.jpg

Hep karanlık imajlar içeren şeyler yapmış. Yok mu şöyle iç açıcı olan bir çalışma derseniz polaroid transfer çalışmalarımdan birini örnekleyebilirim. Polaroid malzemeyi, kendi kartı üzerinde değil de, karton gibi daha farklı bir yüzeyde, geliştirilmesi biçiminde yapılan işlem, resimsel etkiler yaratıyor.

Fotog 16.jpg Fotog 17.jpg

 

Madem derginin bu sayısı fotoğrafta klasik yöntemlerin dışında olanları konu alıyor. O zaman ilk bakışta çok da fotoğrafa benzemeyen ama kullanılan yöntem olarak tamamen fotoğrafik olan bir çalışmamdan söz edeceğim. Karanlık odada, agrandizör ile fotoğraf kartı üzerine, “developer”la oluşturduğum figürlerle çalışmaya “Blackbrush” adını verdim.


 

Fotog 22.jpg Fotog 23.jpg

 






 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa