Editör

Aysel Altun
Ayşe Saray

Yayın Kurulu

Ahmet Kutlay
Dora Günel
Tacettin Teymur






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
FOTOPORT - Özand Gönülal

 

BUGÜN DE YARIN DA KANIT: FOTOĞRAF

Günümüz Türkiye’sinde 76 milyon insan cep telefonuna sahiptir. Yaklaşık elli milyon kişi akıllı telefon aracılığı ile sosyal medyada yer almaktadır. Sosyal medyanın en temel unsuru fotoğraftır. Okuyarak öğrenmek ve bilgilenmek yerine, görerek öğrenmek ve bilgilenmek günümüz insanının temel tercihi olarak ortaya çıkmaktadır. Tüm bu insanların kullandığı cep telefonlarının büyük çoğunluğunda fotoğraf makinesi işlevi bulunduğunu düşündüğümüzde, günlük yaşam içinde fotoğrafın vazgeçilmez olduğu izlemine sahip olmak hiç de zor değildir.

Fotoğraf bir yandan insanların gerçekdışı geçmişin hayalini kurmalarını sağlarken, diğer yandan da güvensiz bir boşluğa sahip olmalarını sağlamaktadır. Fotoğrafın nesnel gerçekliğini yüzeyde oluşturmaya çalışan, ancak oluşturduğunun gerçek olmadığı bir yanılsamada,  ardındaki her şey ona bakanın çıkarımı ve fantezileridir. Ancak günümüz fotoğraf eyleminde çıkarım ve fanteziye fırsat vermeden, kanıt olarak kullanmak temel amaçtır.

Fotoğrafın en temel özelliği var olanın ve yaşananın kanıtı olmasıdır. Gerçekle doğrudan ilişkisi, fotoğrafı vazgeçilmez bir anımsatıcı, bilgilendirici ya da kanıtlayıcı haline getirmiştir.

Bu anlayış, Roma döneminde sahip olunan sosyoekonomik yapı ve buna bağlı olarak gelişen idari biçimlenme sonrasında ortaya çıkan toplumsal sınıflanma, özellikle portreyi bir gereksinim haline getirmiştir. Böylece kişisel kimliği taşıyan nesne biçim olarak da karşılığını büst adını verdiğimiz gerçek imgesinde buldu. Buna benzer bir süreç 18. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Avrupa’da orta sınıfın gerçekleştirdiği sıçrama sonrasında, ortaya çıkan burjuva sınıfı ile yeniden yaşanmaya başlanmıştır. 

Bununla birlikte başlayan portre, ressamın birebir gerçeği yansıtma çabasının bir yansımasıdır. Aslında bu gerçek peşinde koşma çabası, insanoğlunun genel talebi ya da eylemi olarak düşünülebilir. Çünkü görerek gerçeği çizmek yeterli gelmemiş, 15.-16. yüzyılda camera obscurayı kullanarak gerçeğe uygun manzara resimlerini, sonrasında da fizyonotrası kullanarak silüeti yaratmıştır. 

1786 yılında Gilber-Louis Chretren’in yarattığı “fizyonotras” adı verilen ve pantograf ilkesiyle çalışan mekanik bir araçla, tüm estetik değerlerden uzak, figürlerin birebir kopyasını çıkartarak farklı boyutlarda silüet yapılıyordu. Fizyonotras, fotoğrafın icadından sonra da devam etmiştir. Çünkü fotoğrafın uzun pozlama gerekliliği modeli sıkıntıya soktuğu için, fizyonotras, bir süre daha popüler teknik olarak kullanılmıştır. 

Fizyonotrasın fotoğrafla ilişkisinin temelinde nesne yatmaktadır. Her iki teknik de nesne olmadan bir işe yaramıyordu ve nesnel gerçeklik, bu iki teknik sayesinde bir başka boyutta var edilebiliyordu. Böyle bir süreçten gelerek ve hızla günlük yaşantının içine yerleşen fotoğraf, duyarlı yüzey olarak filmin kullanılması nedeniyle, fotoğrafa gönül veren amatörler ve işleri gereği kullanan profesyonellerin ötesinde geniş kitlelerin yaşamına bugün olduğu biçimde girememiştir. 

İnsanoğlu sahip olduğu gözü ile gerçekleştirdiği görme eylemi sonrasında, bazı görüntüleri bilinç düzeyine taşırken, birçok görüntü sadece eylem seviyesinde kalmaktadır. Dolayısıyla insanoğlu görsel malzemeyi çok çabuk tüketmektedir. Duyarlı yüzey olarak sensöre (duyarkat) geçilmesi sonrasında dijital teknolojinin sunduğu görüntü, sonuca ulaşmada saniyelere indirilen süre, insanın görsel tüketme hırsını tatmin ederken, diğer yandan buna ilişkin kültürlerin de ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bunların en heyecanlısı izleme ve gösterme kültürüdür. Fotoğrafın hızla yayılması, insanların ne yaptığını, nerede olduğunu, nasıl olduğunu gösterme çabasını artırırken, diğer yandan da gösterilenlerin merakla izlenmesi, insanda geçici süreli doyumlar sağlamaktadır. 

Dijital teknolojinin gelişmesi ile fotoğraf çekme sayısının artmasına karşın, yaygın olarak kullanılan dijital “pocket” makinalar bile fotoğraf merakı adına ayrı bir yatırım yapmayı gerektiriyordu. Akıllı telefonların çıkması, klasik telefon yoluyla yapılabilen sesli iletişimden çok, internet üzerinden sosyal medya paylaşımlarını ve görsel materyallere dayalı iletişimi güçlendirmiştir. Sosyal medyanın ana materyali yine bu cihazlar nedeniyle fotoğraf olmuştur. Cep telefonlarının yaygınlaşması sonrasında SMS kültürünün sesli harfleri yok etmesi, hızlı iletişim kurma çabasının göstergesiydi. Akıllı telefonlarla sadece deklanşöre basarak elde edilen fotoğraf üzerine otomatik olarak yüklenen bazı bilgiler sayesinde iletişim daha hızlı hale gelmiş ve güçlenmiştir. 

Bu telefonlara eklenen ön kameralar, selfi (öz çekim) adı verilen bir fotoğraf tekniği kültürü yaratmıştır. Bu kültürün ana malzemesi, deniz kenarında dizlerden itibaren aşağı doğru çekilmiş ayak fotoğraflarından, tepeden çekilen yemek fotoğraflarından, ‘ben de buradayım’ ifadesini taşıyan insanlardan oluşan grup fotoğraflarından, kişilerin kendine yakıştırdığı kalıplaşmış duruş ve ifadeleri içeren; değişmeyen pozisyonlara sahip portre fotoğraflarından oluşmaktadır.

Diğer yandan güzel bir an, güzel bir durum, güzel bir kare olarak değerlendirilen her şeyi kadraja alarak fotoğrafçı edasıyla çekilen fotoğraflar, her olayı bir gazeteci edasıyla fotoğraflamaya veya videoya çekmeye çalışan tavırlar yaygınlaşmıştır. Bu durum o kadar vahim bir hal almıştır ki, bir kaza veya olayın en sıcak anında deklanşöre basma eğiliminde olan ve bundan zevk alan bir kitle oluşmuştur.

Bu noktada fotoğraf nereye gidiyor diye sorduğumuzda; 
1. Fotoğraf teknolojisi acaba nereye ulaşacak? 
2. Ne olacak bu fotoğrafın hali! 
3. Fotoğraf değerini yitiriyor mu? 
Sorularını cevaplamaya çalışmak gerekmektedir.

1. Fotoğraf teknolojisi, temel olarak başlangıçtan bugüne duyarlı yüzey açısından önemli gelişmeler sergilemiştir. Tarihsel sürece baktığımızda kimyasal solüsyonların sürüldüğü plakalarla başlayan süreç, daha kolay kullanılabilir ve ışığa karşı daha duyarlı kimyasallar taşıyan filmler ile ilgili gelişmelerin gerçekleştiğini görmekteyiz. Daha sonra devrim yaratan ve sensör (duyarkat) adı verilen duyarlı yüzeyin kullanılmaya başlaması, yeni ve teknolojik bir uğraşı beraberinde getirmiştir. Bir yandan sensör (duyarkat) boyutu, diğer yandan çözünürlük ve algılama hızı bu yeni teknolojinin uğraş alanları olmuştur. 

Fotoğrafın oluştuğu yer olan duyarlı yüzey, fotoğraf teknolojisinin değişmeyecek tek unsuru olacaktır. Önce film, bugün sensör (duyarkat), ileride yerine ne geçer bilinmez ancak, fotoğraf dediğimiz ve ışıkla çizilmiş olanın var olması için, nesne-ışık-fotoğraf makinesi ve duyarlı yüzey, vazgeçilmez dört unsur olarak mutlaka olacak, bunlar olmaz ise hangi teknik kullanılırsa kullanılsın elde edilen görüntü hiçbir zaman fotoğraf olmayacaktır. 

2. Ne olacak bu fotoğrafın hali dediğimizde, fotoğrafın, telefonu olan herkes için basit bir işlem sonrasında elde edebilir olması, görsel kültür bakımından yeni yaklaşım biçimlerini ortaya koysa da, çok fazla tüketilen bir materyal olması nedeniyle belli bir doyuma ulaşıldığında, değer ve değer olmayan fotoğrafların ayrımı bakımından bilinçli bir seçiciliğin başlayacağı muhakkaktır.

3. Fotoğraf değerini yitiriyor mu? Diye sorduğumuzda vereceğimiz cevap “HAYIR”dır. Var olanın kanıtı olan fotoğraf, gerçekle ilişkisi bakımından hiçbir zaman değerini kaybetmeyecektir. Belli bir doyum seviyesinden sonra, bilinçli seçiciliğin oluşmaya başlaması ile (ki bugün yavaş yavaş bu eğilimler görülmektedir) estetik ve sanatsal değerler, çekilen fotoğrafta ve izlenen fotoğrafta aranan değerler arasına girecektir. 

Fotoğraf makinesinde ise, bu gün yaygın olarak telefon ve DSLR makinalar kullanılmaktadır. Telefonların fotoğraf çekmeye yönelik teknolojilerinin gelişmesi dijital “pocket” makinaların ortadan kalkmasına neden olmuştur. Kompakt makinelerde var olan aynasız teknolojinin, DSLR makinelere adapte edilmesiyle farklı bir süreç başlamıştır. Bu tür makinelerin hafif olması, aynayı hareket ettirecek mekanizmanın ortadan kalkmasıyla, hız kazanılmasına karşın, optik görüşün dayandığı gerçekliğin ortadan kalkması nedeniyle keyfe dayalı olarak çıkan rahatsızlık, şu an aynasız makinelerin geleceği açısından en önemli belirleyici olarak görülmektedir. Ancak aynalı ve optik vizöre sahip DSLR makineler, SLR makinelerden bu yana süregelen ‘değer’ fotoğraf çekme psikolojisi ve keyfinin itkisiyle vazgeçilmezliğini korumaya devam etmektedir.


YARARLANILAN KAYNAKLAR
Terry Barrett, (Çev. Yeşim Harcanoğlu), Fotoğrafı Eleştirmek, İstanbul 2009
John Berger, (Çev. Bige Berger), Sanat ve Devrim, İstanbul 2007
John Berger, (Çev. Yurdanur Salman),Görme Biçimleri, İstanbul 2009
Susan Buck-Morss, (Çev. Ferit Burak Aydar), Görmenin Diyalektiği
Jonathan Crary, (Çev. Elif Daldeniz), Gözlemcinin Teknikleri, İstanbul  2004
Mavi Çakmakçı, Fotoğrafın İcadının Resim Sanatına Olan Etkileri ve Fotogerçeklik, Eskişehir 2007 
Levend Çalık, Fotoğraf ve Sinema’nın Toplumsal Tarihi, Ankara 2008
İhsan Derman, Fotoğraf ve Gerçeklik, İstanbul 2010
Gisele Freund, (Çev. Şule Demirkol), Fotoğraf ve Toplum, İstanbul 2008
Murat Karagöz, Fotoğraf Neyi Anlatır, İstanbul 2009
Susan Sontag, (Çev. Osman Akınhay), Fotoğraf Üzerine, İstanbul 2005




 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa