Editör

Aysel Altun
Ayşe Saray

Yayın Kurulu

Ahmet Kutlay
Dora Günel
Tacettin Teymur






Fotografya Yayın Kurulu
adına İmtiyaz Sahibi
Ş. Uğur Okçu


E-Mail Fotografya
fotografya@ada.com.tr

Yayınlanmasını İstediğiniz
Fotoğraf Haberleri İçin

fotografya_haberler
@ada.net.tr


ADANET Fotoğraf Editörü

Ş. Uğur OKÇU
 
ara
SİNEMA - Neşet Kutluğ

 

NASIL BİR SON İSTERDİNİZ?

Geçmişte her iki-üç yılda bir yeni bir filmini görmeye alıştığımız Michael Haneke bu kez beş yıllık bir sessizliğin ardından Mutlu Son (Happy End) adlı filmi ile karşımızda. 2012 yılında yaptığı son filmi Aşk’ın (Amour) ardından verdiği arayı üzerinde çalıştığı ancak, gerçekleşmeyen bir projeye bağlayan Haneke, o projeden bazı unsurların Mutlu Son’un içinde yer aldığını da belirtti (1). Bu filminde görüntü yönetmenliğini tekrar 1992’den bu yana beş filminde birlikte çalıştığı Christian Berger’e teslim etti.

Uzunca ve loş bir koridorun bir ucundan diğer uçta yer alan ve kapısı açık banyoya bakarız telefon ekranı olduğunu düşündüğümüz dik bir kadrajdan. Ekranın üzerindeki ikonlar bunun bir kayıt olduğunu düşündürse de birazdan canlı yollanan mesajlar olduğunu anladığımız cümleler bir video streaming izlediğimizi gösterir bize. Banyoda uzak mesafeden seçebildiğimiz kadarı ile bir kadın, yatmadan önceki günlük rutinini izlemektedir. Ekrandaki mesajlar kadının yaptıklarını anlatmaktadır; “dişlerini fırçala”, “gargara yap”. Ancak, eylemler ve mesajlar ilerledikçe, mesajlardaki emir kipi bize sanki kadının mesajlardaki emirleri yerine getirmekte olduğu izlenimini verir.   

Filmin adı, özellikle Eğlenceli Oyunlar’da (Funny Games) (2) olduğu gibi, Haneke’yi takip eden seyirci için kendisi ile oynanacak yeni bir oyunun işareti, ona yabancı seyirci için ise bir sürpriz olarak algılanır. Haneke’nin oyunları veya sürprizleri bununla kalmaz. Daha önceki filmlerinin çoğunda (3) bir ana unsur olarak yer alan, bir köşede durarak yaşamların içine karışan, onları dolaylı olarak oluşturan konvansiyonel görüntülü medya ile birlikte doğrudan yaşama müdahale eden sosyal medyayı da ele almıştır. Ama, televizyon ekranının bir tipleme olarak filmin içine yerleştirme temasını bizden esirgemez Haneke. Çeşitli sahnelerde, yaşamın farklı anlarında arka planda haberleri duyduğumuz veya bir telefon konuşması nedeniyle sesi kısılmış olarak haberleri gördüğümüz beyaz ekran karşımızdadır. 

Aynı dik kadraj telefon ekranında bu kez bir kafesin içinde sağa sola koşuşturan bir hamster vardır. Mesajları yazan, bu hayvana antidepresan ilaçlar verdiğini ve sonucu merak ettiğini yazar yayın sırasında. Annesinden sıkıldığını da söyler. Zaten hayvana verdiği annesinin antidepresan ilaçlarıdır. Bir süre sonra bu ilaçlar etkisini gösterir. Hareketleri canlılığını yitiren hamster ölür. Canlı yayında izlediğimiz bu ölüm bir zaferdir. Tıpkı Benny’nin video ile kaydettiği domuzun ölümünü bıkmadan izlemesinin onun için bir zafer olduğu gibi.  

Filmin ana karakterleri Aşk’ta baba ve kızı oynayan başarılı ikili Jean-Louis Trintignan ile Isabelle Hupert bu filmde gene bir baba kız olarak yer alıyor; Georges Laurant ve Anne Laurant. Ve tabii ki Haneke’nin isim listesinde yer alan Eve de sahnededir; birçok öykünün bilmemiz gereken kadarını ondan öğrenir, onun anlattıkları ile yanıt bulduğumuz soruların yerini alan yenileri ise yanıtsız olarak bizimle kalır salondan çıkarken. 

Dede Georges ile torun Eve arasında, dedenin çalışma odasında geçen karşılıklı itirafların yer aldığı sahne iki ilginç nokta içerir izleyici için.

Eve daha küçükken gönderildiği bir kampta bir arkadaşına ilaç vererek onu “zehirlediğini” itiraf eder. Bu bir yandan Haneke’nin kendi çocuk kampı deneyimlerini anımsatırken, Eve’in annesinin ölümünde parmağı olabileceğini düşünmemize de yol açarken, Haneke bu konuda daha fazla bir şey vermez elimize. Yani, her zamanki gibi bizim hayal gücümüzü kullanır.

Buradaki “Bunu neden yaptın?” sorusuna Eve’in verdiği “Neyi?” yanıtı, bizi Benny’nin yatağında babası ile yaptığı konuşmaya götürür ister istemez; “Sana bir şey sormak istiyorum.” “Efendim.” “Neden yaptın bunu?” “Neyi?”.

Georges ise Eve’e karısını boğarak öldürdüğünü söyleyiverir. Bu, bir yandan Haneke’nin şimdiye kadar yapmadığı kadar doğrudan bir başka filmine göndermedir; Aşk. Gerçi, Benny’nin videosundaki baskıcı baba (Ulrich Mühe) ve babasının baskısı karşısındaki çocuk (Arno Frisch) tiplemeleri daha sonra Eğlenceli Oyunlar’da muktedir (Arno Frisch) ve eziyet gören (Ulrich Mühe) olarak karşı karşıya gelmiştir. Ama, bu durum dolaylı bir göndermedir.

Burada ise gönderme sadece Aşk filminin kendisine değildir. Hiroşima Sevgilim (Hiroshima Mon Amour) filminin unutulmaz yıldızı ve Aşk filminin Anne Laurant’ı Emmanuelle Riva’nın Ocak 2017’de aramızdan ayrılışına da bir atıf; bu oyuncuya adeta bir selamdır. Riva, Haneke’ye ilk ve son filmlerinin aşk (Amour) ile ilgili olmasından mutlu olduğunu söylemiştir. 

Haneke her zaman ilgilendiği ve bazı filmleri hariç (4) sürekli farklı düzeylerde de olsa işlediği mülteci, göçmen temasına Mutlu Son filminde de dokunur. Filmde Laurant ailesinin Fransa’nın Calais kentinde yaşıyor olması ister istemez, bu kentin sokaklarını ve çevresindeki kampları dolduran farklı kökenli mülteciyi filme taşımak için çok uygun bir mizansen yaratır. Filmde Georges’un sokakta konuştuğu ama mesafe ve trafik gürültüsü kullanarak konuşulanları bize duyurmayan Haneke, bu insanları filmin sonunda Laurantların verdiği yemeğe getirerek bizi onlarla buluşturur. Bir yandan da, Laurantların evinde çalışan aile (Raşit, Cemile ve kızları Selin) Kuzey Afrika kökenlidir.

Michael Haneke Eğlenceli Oyunlar’da Paul’un ağzından doğrudan izleyiciye sorar. “Söyleyin bakalım nasıl bir son istiyorsunuz?”. Mutlu Son da Eğlenceli Oyunlar gibi isminden kaynaklanan bir oyun taşır bize. İkincisi içerik ile ilgili doğrudan bir oyunsa da ilki daha çok bizi sona odaklar. Sonunda Georges mutlu olacak mıdır? Bunu Eve’in telefon kamerasının kadrajından izleriz. Ancak, mutlu veya değil bir son içermez film. Haneke bizim deneyimlememize bırakır sonu.

Haneke gerek iletişim gerekse de bilginin edinilmesi üzerine şöyle der; “Sürekli bir bilgi sağanağının altındayız. Ve giderek artan bir şekilde sağırlaşıp, körleşiyoruz. Düzgün bir şekilde bilgilendirildiğimizi zannediyoruz ancak olan biten hakkında hiçbir şey bilmiyoruz. Sosyal medya icat edilmeden önce küçük bir köydeki küçük bir çiftçi sadece kendi köyü ve belki de çevredeki dağlar hakkında bilgiye sahipti. Ve bu yeterliydi. Bu insan kendini rahat ve huzurlu hissediyordu. Bugün aynı çiftçi bir televizyona ve diğer başka araçlara sahip ve düzgün bir şekilde bilgilendirildiğini düşünüyor. Ama aslında geçmişte olduğundan daha fazla bildiği bir şey yok. Gerçekten bildiğimiz şeyler kişisel olarak deneyimlediklerimizdir.” (1)

Bu medya yağmuru altında maruz kaldığımız ise kendi tercihlerimiz ile ulaşacağımızı sandığımız mutlu bir yaşam beklentisidir. Peki siz, bir izleyici olarak oturup, izlemeye başladığınız filmde nasıl bir son beklerdiniz? Yoksa “mutlu” bir son mu?


(1)Cannes Film Festivali 2017, Mutlu Son filmi basın toplantısından.
(2)Bu filmin adı ülkemizde Ölümcül Oyunlar olarak çevrilerek, Haneke’nin isim üzerinden yapmak istediği oyun tamamen yok edilmiştir.
(3)Kurdun Günü, Beyaz Bant ve Aşk bu unsurun yer almadığı üç filmdir. 
(4) Bu tema Tesadüfi Bir Kronolojinin 71 Parçası, Bilinmeyen Kod, Kurdun Günü, Saklı ve Mutlu Son filmlerinde çeşitli düzeylerde ele alınır.




 
   
 
   
 

Barındırma: AdaNET - İlk Tasarım: G-Tasarım -

 

 

Fotoğrafya'da yayınlanan yazıların, fotoğrafların ve kısa filmlerin sorumluluğu
yazarlarına/fotoğrafçılarına/sanatçılarına/film yönetmenlerine aittir.

AdaNET Ana Sayfa